Ah onlar yokmu !

Anasayfa Din MAFYALARI Kronoloji Sitemap

ANASAYFA

Din MAFYALARI (Kitap)

ÖNSÖZ

KRONOLOJİ

  BÜTÜN   DÜNYADAKİ KAVMLARA

İkinci Bir İspat

ORGANİZASYON ve  ALLAH

Belki Dinlerler

MAHKEME TUTANAKLARI

Organizasyona bir Mektup

AH ŞU ONLAR     YOKMU!

ALLAH BİZİ Mİ KULLANIYOR?

MUSEVİ    HIRISTİYAN MÜSLÜMAN

İnanan ve İnanmayanlarla Sohbet

NEDEN İKİYÜZLÜLÜK !

BİZ NEREYE GİDELİM?

Çok Önemli Bir Gün

yeni4 Sadakat

Suçunu İtiraf Edecek! yeni4

SİTEMAP

                     AH ŞU “ONLAR”   12 Mayıs 2004 Salı

Eğer sen Allah’ın önünde duruyor olsan, Allah da sana bir soru sorsa: “Şunu ya da bunu neden böyle yaptın, niye böyle inandın ?” diye. Bu soruya: “Onlar böyle istediği için ben onu öyle yaptım; sadece Onlar benden öyle istediği için” mi derdin? Bazıları kısaca durup hemen cevap verir: “Bazen evet, sadece Onlar için yaptım” diye. Zaten insanlarla konuşmamızdan da anladığımız gibi, “ne olursa olsun sen sana denileni yap kurtulursun, başın derde girmez, başka şansın da yok” demek isterler. İster Katolik, Protestan, Müslüman, Musevi, Yehova Şahidi, komutan, başkan, başbakan, yönetici vs. olsun bütün dinlerin de, devletlerin de, orduların da parolası aynıdır. Buradaki ağarlık vereceğim konu, insanların dinlerle olan ilişkisi ve dinlerin başındaki o yöneticiler, yani Onlar.

Sen, ben, o, herkes nakâmil, hatalı, günahkâr ama o herkesin başındakiler sadece lafta evet, ama uygulama da sanki hiçbir kusur işlemezler. Adeta ilahtırlar. Kusur bile işleseler Onlar haklıdır. Kimse de Onları tanımadan, hiç yüzlerini dahi görmeden, yazdıklarını da anlamadan; hele hele o yazılanlara zaman zaman da hiç inanamayan insanlar bunlar. Sadece Onlar dedi diye, gerekirse ölüme bile dahi giderler. Ölürken de Allah’a kulluk ettiklerini sanırlar. Acaba hangi Allah’a? Kimdir bu Onlar!? Bir Onlar Onlar diye tutturmuş insanlık gidiyor ama gerçekten kim bunlar?

Kimi Kürtlerin lideri Öcalan için Onlar’dan emir alır, kendini bile yakar. Çünkü Onlar öyle söylemiştir. “Bu mitingimizde bazılarımız kendini yaksın” diye emir vermişlerdir. Bazı garibanlarda yapmıştır. Kimi Marks için, kimi Lenin, kimi Hitler, kimi Elvis, kimi Napolyon, kimi Papa, kimi yönetim kurulları, kimi de bilmem neyin başkanı, kralı, başbakanı için severek veya sevmeyerek de olsa ölüme gider. İnsanlar her zaman kendi gibi olan insana ilahmış gibi davranmaya bayılmışlardır. Kaldı ki ne kadar çok ilah varsa da tek bir Allah vardır. (İncil-1.Korintoslular 8:5  Galatyalılar 1:8  Vahiy 22:9)   Mukaddes Kitapta bu konu hakkında, İsraillileri Allah yönettiği halde, üzerlerine baş olsun diye ille de onların bir kral istemeleri ilginç bir örnektir. Tevrat’ın 1.Samuel 8:5-7 ayetlerinde halk peygamber Samuel’e bu konu hakkında şöyle der:

Bak sen yaşlandın, oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi öteki uluslarda olduğu gibi bizi yönetecek bir kral ata.” Ne var ki bizi yönetecek bir kral ata demeleri Samuel’in hiç hoşuna gitmedi. Samuel Rabbe yakardı. Rab, Samuel’e şu karşılığı verdi: “Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler.”

Geçmiş konularda bahsettiğim konular ve bu konuyla da çok ilgisi olan bu yerleri tekrar ve tekrar vermek zorunda kalıyorum. Evet, bu konuda Allah peygamberi vasıtasıyla açıkça ayrıntılı olarak o kralların İsraillilerin başına ne dertler getireceğini söylediği halde onlar yine de: “Biz ille de başımıza kral isteriz” demişlerdir.1.Samuel 8:20

Aslında bu olaydan açıkça anlaşılacağı gibi, bu Onları başımıza getirmeyi hep biz insanlar istemişizdir. Hem de o kadar ki, Onlarsız artık yapamaz olmuşuz. Halka açık bir tuvalet dahi yapılsa, onun başına bir yönetici atamışız ve kendimizi bu Onlara yönettirmişiz. İnsanlar bir zaman gelmiş demokrasi demokrasi, halk idaresi diye bağırmışlar. Seçim zamanı birbirinden beter iki ya da ikiden fazla kişiyi koyup, seçin demişler. Bu vasıtayla insanların ağızlarını kapamışlar. İşler ters gidip altında ezilince, o zaman da birbirlerine, “sen seçtin kardeşim deyip” de susturmuşlar. Bu politikadaki Onlar konusuna girmeden, yine sözümüzü din adına, Allah adına, sömürülen, kullanılan, köle edilen insanlarda sınırlayalım. Çünkü amacım insanların Allah ile ve O’nun hakikatiyle olan ilişkilerini dile getirmek. Konumuza devam ederken dincilerin çok sevip kullandıkları bir ayeti de vurgulayalım. İncil Matta 10:40 da İsa şöyle der:

Sizi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden beni göndereni kabul etmiş olur. Bir peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan ödül alacaktır.

Dinciler bu ayete bayılırlar. Çünkü hepsi: “İşte burada yazılanlar biziz” derler. “Bizi böyle kabul edin ki karşılığınız büyük olsun”! Fakat kendilerine karşı kesinlikle kullanılmasından hoşlanmadıkları şu ayeti de yazmak zorundayım. Yine İncil de Matta 7:15-16 ve 21 ayetlerinde şöyle der:

Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. Onları meyvelerinden tanıyacaksınız... Bana, ya Rab ya Rab ! diye seslenen herkes göklerin egemenliğine girmeyecek. Ancak göklerdeki babamın istediğini yerine getiren girecektir.

Başkalarının emri diye, hatta anlamadan ve inanmadan itaat ettikleri için cennete, refaha girmeyi umanlara, insanlığın atası Âdem’den başlayarak örneklerle anlatmaya çalışıyorum. Kutsal yazılarda Âdem’in günah işledikten sonra hemen suçu nasıl Havva’ya attığını, bu suçu Hava’nın da yılana attığını, ama bu bahanelerle kurtulamadıklarını açıkça okuyoruz. Daha nice örneklerle; peygamberlerin bile, hatta kendisi gibi peygamber kardeşinin ölümüne neden olacak yanlış davranışlarını Mukaddes Kitaplardan örnekler vererek gösteriyoruz. (1.Krallar 14’de lütfen okuyun).   Yine Allah’ın sözlerinden göstererek Hz. Davut’un ve başka kralların da yanlış ve bozuk davranışları ile bir sürü insanı nasıl peşinden ölüme sürüklediklerini. (2.Samuel 24.babın tümünü tekrar lütfen okuyun).   Allah’ı temsil eden Kâhinlerin ise halkı Allah’tan nasıl saptırdıkları da gizli değil. Kısacası, sen ne kadar çok “başkasının dediği için yaptım” desen de bu senin için bir özür olmayacak.

“Tanrın olan Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla sev” İncil-Matta 22:37

Allah insanlardan bütün bir yürek ve istekli bir can ile kendisine gelmelerini bekliyor. Allah’ın kulu İsa bu sözlerle, insanlar başlarına bir yönetici atayarak ancak bu amaca kavuşabileceklerini kastetmedi. Tarih boyunca insanlar sanki Allah’ın bu emrini hiç yapılamayacak bir şey olarak gördükleri için, başlarına getirdikleri kişilere verdikleri yetkilerle bu sorumluluktan kurtulduklarını sandılar. İnsanlar Allah’a gösterilmesi gereken bu sevgiyi, sadece Onların taşıması gereken bir yük olarak gördüler. Hâlâ da aynı kafayla ve tutumla Allah’a bu şekilde yaklaşmakta direniyorlar. Kendilerinin ancak yok olmasına neden olmuş, acılarla dolu bir uzun tarih belgelerinden de ders almadan. Çoğu zaman bu durumdan nefret etseler bile yine de, “bizi sizler yönetin, bizi Allah’a sizler yaklaştırın” demişler ve de hâlâ da diyorlar. Hikmetli Süleyman ise Allah’ın ruhuyla esinlenerek bu konuya uygun olarak şöyle der:

Zaman olur ki bir adamın diğer adam üzerine hâkimiyeti kendi zararınadır. Vaiz 8:9

O yönetici olan “Onlar” da bunu bildiklerinden, emirleri altına aldıkları insanlara korku vererek, işkenceyle, her türlü baskıyla onları adeta köleleştirmişlerdir. İnsanlar da hakikati bilmediklerinden değil; hakikatin bedelini ödeyemeyeceklerinden ötürü hakikatten nefret ediyorlar. En büyük neden de korktukları, utandıkları için, hakikati içlerinde boğuyorlar.

İnsanlığın korkusu ise boşuna değil tabii. Çünkü bu Onlar ne olursa olsun kendilerine kayıtsız şartsız itaat isterler. “Hayır” kelimesi en nefret ettikleri bir sözcüktür. Bu yüzden çevrelerindeki insanları korkutmak, Onlar için bir başarıdır. “Başka türlü bu akılsız halk yönetilemez” diye düşünürler. Yani ne kadar korkuturlar ise o kadar da başarılıdırlar. Ne kadar ezerler ise o kadar iyi yapıyorlardır. Ne kadar çok yok ederler ise de, bir o kadar da güçlüdürler demektir. Bu yok etme işini de bizzat kendileri yapmaz o “Onların”. Çünkü pis bir iştir. Kendi gözlerinde küçülürler. Bunun için başkalarına yaptırırlar. Çok ilginçtir, Hitler Yahudilerin bir bölümünü yine zorla Yahudilerin eliyle öldürtüp, onlara hayatı birbirlerinin eliyle acı etmiştir. Dinlerde de aynıdır. O temiz ellerini hiç kirletmez Onlar. Biri mi yok edilecek, aforoz edilecek ya da ilişkisi kesilecek, kafası uçurulacak; kendileri hep masum ve temiz kalsınlar diye bu işleri başkalarına yaptırırlar! Onlar genelde emrederler, görmek bile istemezler. Midesi bulanır! Öbürleri de kendi gibi olan yoldaşlarının infaz ipini bizzat kendileri, hem de zevkle çekerler. Onlara yaranmak, bir müddet daha rahat yaşamak için.

Temiz bir vicdan denilen şeyin bilgisi bile yok artık insanlarda. Resul Pavlus Allah’a olan hizmetinde bu temiz ve lekesiz vicdana çok dikkat etmiş. Pavlus:

“Allah’ın önünde hakikati söylüyorum ve yalan söylemiyorum; TEMİZ BİR VİCDANLA kendisine kulluk ettiğim Allah....” diyerek devam ediyor mektubuna. Evet, “yaptığım her şeyi temiz bir vicdanla, Allah’ım seni sevdiğim için, doğru olduğu için yaptım” diyebilmeli insan. Ne olursa olsun, şunun dediği için, bunun dediği için hakikat değişilmemeli. Birbirimiz için, yine Pavlus’un dediği gibi hatta karılarımızı memnun etmek için kaygı çekeriz. Fakat başkalarını memnun edeceğim diyerek hakikati fırlatıp doğruluktan sapmak, kendimizi satmak demektir.

İstemediğimiz, boş olan çok şeyler yaparız. Karşımızdakini memnun etmek için, o kişiyi kazanalım diye birçok saçmalıklara da katlanırız. Fakat Allah nasıl bırakılır! O’nun isteklerinin, sadece kendi menfaatimize olduğunu bildiğimiz halde.

Bir devlet ya da bir komutan, başkan, din örgütü, başbakan, ya da bir idol, şeref, izzet, maddiyat, korku cesaret, yükseklik, alçaklık, gökteki şeyler, yerdeki şeyler, ya da yerin altındaki şeyler bizi Allah’tan ayırtabilirse, o zaman biz O’na ait değiliz demektir, bu kadar basit. Bunu kafamızdan mı uyduruyoruz? İncilin Romalılar kitabında 8:35 ve 38-39 ayetlerin de:

“Mesih’in sevgisinden bizi kim ayırtacaktır? Elem mi, yahut sıkıntı mı, yahut eza mı, yahut kıtlık mı, yahut çıplaklık mı, yahut tehlike mi, yahut kılıç mı?... Zira eminim ki, ne ölüm, ne hayat, ne melekler, ne reislikler, ne şimdiki şeyler, ne gelecek şeyler, ne kudretler, ne yükseklik, ne derinlik, ne başka bir mahluk Rabbimiz Mesih İsa’da olan Allah’ın sevgisinden bizi ayırtmaya kadir olacaktır.”

Yukarıdaki sözleri kim söyledi? Bizler gibi günahkâr bir insan. Eğer o bunu söyleyip yaptıysa; Allah onun vasıtasıyla bize: “SİZ DE YAPIN” demiyor mu? Maalesef biz insanlar iyi şeyler uğrunda gayret gösteremiyoruz. Genelde kolay, çirkin ve kısa yolu seçiyoruz. Boşu boşuna, “olsun ben bunu Onlar için yaptım” diyerek ölüyoruz, öldürüyoruz. Bunlarla kendimizi, yanlış eğittiğimiz vicdanımızla rahatlattığımızı sanıyoruz. Unutmayalım, bu vicdan yukarıdaki Allah’ın resulünün bahsettiği vicdanla aynı değil. Ne acınacak bir duruma düştüğümüzün farkına varamıyoruz. İlle de “birine yapışalım da bizi nereye götürürse götürsün” mü demek en doğrusu?!  Hayatımıza Onlar şekil veriyor. Hele bir de, “bunlar Onların sorumluluğu, Onlar bunun hesabını verecek” diyerek öyle rahatız ki hiç sormayın! Doğru Onlar kendi adlarına muhakkak hesap verecekler. Peki, biz kimin adına hesap vereceğiz? Onlar adına mı? Hayır. Kendimiz adına mı? Evet.

Evlenirken hocaya mı sorarız kimle, hangisiyle evleneyim diye? İşe girerken papaza mı danışırız, hangi işe gireyim diye?! Araba alırken hangi renk ve model araba alacağız diye hahama (Yahudilerin din adamı) hele hiç gitmeyiz. Fakat Allah konusunda Onların sözünden dışarı çıkmaya ödümüz kopar! Çünkü bu Onlara karşı çok büyük bir ihanet olur!!

Muhakkak bütün bunlarla da her yönetici kötüdür demek istemiyoruz. İyi niyetli ne kadar yönetici de gelmiş geçmiştir. Mesela Zebur kitabının bir kısmını yazan Hz. Davut ve onun oğlu Süleyman da kraldı. Allah ile bütün yürekli olup, hataları ve günahlarıyla birlikte nice kralların da gelmiş olduğu Mukaddes Kitapta geçer. O kitaplarda kaleme alınmamış iyi yöneticilerin de yaşadığını kabul etmeliyiz. Bir zamanlar Meksika devrimcisi Emilyano Zabata da, belki de Allah’ın çok önceden söylediği bir şeyin farkında oldu. O çoğu okuma yazma bile bilmeyen, çiftçilikle, topraktan geçinen halkına benzeri şu sözleri söyledi: “Kendi kendinizi yönetmeyi öğrenin”. Vaiz 8:9 ayetleri de bu düşünceyi destekler.

Yöneticilik çok zor bir şey olduğu gibi, yönetmeye bayılanlar da sadece kendi adlarına değil, yönetmeye bayıldıkları insanlar adına da hesap vereceklerini unutmasınlar!

Örnek mi almak istiyoruz? Allah bunu insanlığa vermedi mi? Birinin peşinden mi gitmek istiyoruz? Mukaddes Yazılarda yok mu örnek alınacak kişiler ve onların işleri? Hem de denenmiş ve Allah’ın mührünü bastığı kişiler. Daha ne istiyoruz ki? Nasıl yaşamamız, “Tanrıyı nasıl hoşnut etmemiz gerekir?” sorusuna yine İncilin 1.Selanikliler 4:1-3 deki ayetinden şu cevabı okuyoruz:

“…Tanrının isteği şudur: Mukaddes olun…”

Ne demek mukaddes olmak? Günde beş kere abdest almak, ömür boyu bekâr kalmak, oruç tutup kendimize cezalar vermek, ezbere anlamadığımız sureleri sayısızca kereler tekrarlamak, körü körüne adaletten uzak insan emirlerine itaat etmek, ayda şu kadar saat kapı kapı vaaza gitmek mi mukaddes olmak?  Bunun anlamını eğer bilmiyorsak, Allah’ın sözünden, peygamberleri vasıtasıyla yazdırdığı kitaplarından neden öğrenmeye çalışmıyoruz? Doğru olan şeyi yapmamız gerekirken, korkmayı, tembelliği, sahteciliği, ikiyüzlülüğü, bencilliği, zina ruhunu, para sevgisini ve bunlara benzer daha ne var ise üzerimizden neden atmıyoruz? (İncil’de Koloseliler 3 :5-9 Ayetlerine bakın lütfen)   Zihnimizi sadece, her ne pahasına olursa olsun menfaatlerimizi nasıl elde ederim diye yormaya ayırmayalım. Kendi kendimizi imtihan edelim. Kendimize: “Bütün gün zihnimden geçen ve de yaptıklarım ne?” diye soru soralım. Çünkü Allah Nuh’un günlerindeki insanlığı yok etmeden önce, onların zihinlerine dikkatle bakan bir Allah olduğunu okuyoruz. Orada: 

“Rab baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte idi.” Der, Tevrat’ın Tekvin ya da Yaradılış kitabının 6:5 ayetlerinde:

O zamanki yeryüzünde yaşayanları Rab yok ettiği gibi, aynı Allah şimdi neden yok etmesin? Biz o zamanki dünyadan, insanlardan daha mı iyiyiz? Size derim ki hayır, tam tersine daha da kötüyüz. Allah’ın da kötüleri yok edeceğinden kesin ve kesin emin olabilirsiniz. Asıl durum çok kişilerin sandığı ve arzuladığı gibi değildir. «Rab uyumaz ve unutmaz». «Gözü yaratan kör değildir, kulağı yaratan sağır değildir». Peki, yeryüzümüzdeki gördüğü, işittiği şeyler için Allah’ı hep susacak mı sanıyorsunuz? Yine hayır demek zorundayım. İncil’de Allah’ın resul Petrus’a vahyettiği gibi:

“Bazılarının gecikmek zannettikleri gibi Rab vaadi hakkında gecikmez, fakat bazılarının yok olmalarını istemeyerek ancak bütün insanlar tövbeye dönsünler diye sizin hakkınızda tahammül ediyor”. 2.Petrus 3:9

Dikkatinizi çekmek isterim, “gecikecek” demiyor, „tahammül ediyor” diyor. Bizler ise o tahammülün sonlarında yaşıyoruz. Amacımız ne olmalı? Yaşamdan, kısacık geçirdiğimiz bir ömürden beklentilerimiz ne olmalı? Bizler için hangi şeyler hedeftir?

Tövbe edip günahlarımızdan dönelim. Dedikodu, başkalarını çekiştirmeyi, düşmanlıkları, zorbalıkları, her türlü bozuklukları üstümüzden atalım. Onları, yönetimleri, yöneticileri, dinleri, kuruluşları kısacası dünyayı değiştirmek değil; amacımız kendimizi değiştirmek olmalı. Allah bize dünyayı değiştirme görevini vermiyor, fakat: “kendinizi değiştirin” diye emrediyor. Kime, kimlere diyor bunu? Bize, herkese, bütün insanlığa “çünkü hepsi günah işledi” diye yazıyor. (Romalılar 5:12)  Son olarak hepinizi şu ayetlerle teşvik etmek isterim. Allah’tan aldığı yetkiyle İsa Mesih İncil-Vahiy 22 :11-12’de :

“… Çünkü beklenen zaman yakındır. Kötülük yapan, yine kötülük yapsın. Kirli olan, kirli işlerini sürdürsün. Doğru olan, yine doğruyu yapsın. Kutsal olan kutsal kalsın. İşte tez geliyorum! Vereceğim ödüller yanımdadır. Herkese yaptığının karşılığını vereceğim” diyor.

Baş Sayfa