|
Çok önemli bir gün!
Bundan yaklaşık 3500 sene önce (M.Ö.1513), Allah Musa vasıtasıyla o zamanın Dünya hâkimi olan Mısırlıların elinden İsraillileri esirlikten kurtarır. Mısırlılar onlara hayatı köle olarak çok acı ederler. (Çıkış:1: 8-14) İsrailliler kimdir? Basit bir açıklamayla, Allah’ın çok sevdiği Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ın soyudur.
Allah birçok mucizeler ve harikalarla Mısır’a hükmeder ve İsraillilere de tutmaları gereken kanunlar verir. Bu kanunlardan biri de Fısıh bayramıdır. Allah’ın İsraillileri Mısırdan, kölelikten kurtardığı günü hatırlamaları için İsraillilerin takdirle anması gereken bir gündür. (Çıkış 12:1-14) Bu kurtuluş günü Yahudi takvimine göre 14 Nisan’da gerçekleşir. İsa’nın akşam yemeği ve tüm insanlıkla yaptığı yeni antlaşmayı anma günü bu yıl 1 Nisan 2026’ya gelmektedir.
Bizler için ise anlamı Fısıh değildir. Anmamız gereken gün fısıh kurbanı günü değil, ondan bir gün önceki yemekte İsa Mesih’in yeni bir antlaşma yaptığı gündür. Hıristiyan alemi o günü fısıh diye bilir fakat İncillerde öyle olmadığı apaçık yazar ve ortadadır. İsa o gün Fıshı yemedi. Eğer o gün Fısıh gecesi olsaydı, İsa’yı veya hiçbir mahkûmu bir sonraki gün hem bayram hem de daha sonraki gün (Sebt/Şabat günü) diye öldüremezlerdi. (Markos 15:42, Yuhanna 18:27; 19:14; 19:31; 19:42)
Ve İsa ekmek aldı ve şükrettikten sonra onu böldü: Bu sizin için verilen benim bedenimdir; bunu benim anılmam için yapın, diyerek onlara verdi. Luka 22:19
Ve devam ederek şunları söylüyor:
Ve akşam yemeğinden sonra: Bu kâse sizin için dökülen benim kanımla olan yeni antlaşmadır, diyerek aynı şekilde kâseyi de onlara verdi. Luka 22:20
İsa’nın gerçek takipçileri diğerlerinden farklı olmalı. Yoksa tam da dünyanın her yerinde yaptıkları gibi İsa’nın yeni antlaşmasını değil de eski kanunu yerine getiren Fıshı anmış/kutlamış olacağız. İsrail’in dışındaki tüm insanlık yani bizler Mısırda köle değildik ki. Fakat tüm insanlık günahın kölesidir. İsa Mesih de bizleri günahın köleliğinden kurtardı. Bu sebeple onun yaptığı ve istediği gibi yaparak, onun izleri ardınca gitmeliyiz. Eğer bu günü bir gün sonra, yani Fısıh günü yersek, hâlâ eski antlaşmaya bağlı olduğumuzu göstermiş oluruz. Bizlerin de kurbanlar kesmesi, tüm kuralları uygulaması gerekir. Bununla demek istediğim şu değil: “Bizler Mısır’da köle değildik, Fısıh kurbanı bizi ilgilendirmez.” Elbette tüm bunlar gelecek şeylerin gölgesiydi. (İbraniler 10:1; Koloseliler 2:17) Fakat geldi ve gerçekleşti. İsa Mesih geldi ve bunları yerine getirdi ve Allah insanlar ile yeni bir antlaşma yaptı. Eski, Musa’nın zamanındaki kanuna göre hareket edersek, hâlâ eski antlaşmanın altında olduğumuzu göstermiş olur, aynı İsa’nın Mesih olduğuna iman etmeyen Yahudilerin veya yanlış bilgi ve inanca hizmet eden, bozulmuş, sözde Hıristiyan aleminin yolunda gitmiş oluruz.
Halbuki Hz. İsa o gece küçük denecek bir odada tüm insanlık ile bir ahit kesiyor, antlaşma yapıyor. Yediği ekmek ve içtiği şarap sembolik anlamlar taşıyor. Artık eskiden olduğu gibi kuzu veya başka hayvanlar kurban edilmeyecekti. Çok büyük anlamı olan bir günden bahsediyoruz. Bu bir akşam yemeğinde, bir odada, bir avuç adamla yapılmış antlaşma, Musa’nın zamanındaki ahitten/antlaşmadan çok daha değerliydi. Çünkü yeryüzündeki tüm insanlığı kapsayan evrensel bir antlaşmadan bahsediyoruz.
Bizi bu konuda şüpheye düşüren, Yuhanna’dan farklı gibi görünen Matta 26:17, Markos 14:12 ve Luka 22:7 de geçen ifadeler. Biraz araştırırsak bu ifadelerin hiçbirinin yalan yanlış değil, sadece farklı detaylara ve o güne uygun sözlerin ifade edildiğini göreceğiz. Kesin olan bir şey var, o da İsa Mesih’in Fısıh gününden önce öldürüldüğü. İncillerde her birinin ifadesi aynı yönde. Gelin bu resullerin ifadelerini yerinden inceleyelim.
Mayasız Ekmek Bayramının birinci gününde* öğrencileri İsa’nın yanına gelerek “Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?” dediler. Matta 26:17
Bazı İncil tercümeleri ‘birinci gününde’ kelimelerini yıldızla işaretlemiş ve -ya da “bir gün öncesinde” diye açıklama yapmış. Orijinal metinlerde:
İlk mayasız ekmeklerin hazırlandığı gün, İsa'nın öğrencileri gelip, “Paskalya yemeğini nerede hazırlayalım?” diye sordular.
Aynı ifadede Markos 14:12 için de böyle bir dipnot eklenmiş. Bu ifadelere göre bir hazırlık yapıldığı söz konusu. Tevrat’ta Allah Musa’ya bu güne hazırlığı 4 gün önceden başlanılmasını yazan ayetler var. (Mısırdan Çıkış 12:3) Matta ve diğer İsa’nın öğrencileri ve o günlerde Yeruşalim’de yaşayan herkes bu bayrama hazırlık yapıyordu, tüm diğer her yerden Yeruşalim’e bir akın vardı. İsrail’de yılda 3 kez, bayramlarda her erkeğin Yeruşalim’de Allahın önünde durması mecburiydi. (Mısırdan Çıkış 23:14-17) Yeruşalim’de yaşayanlar, her yerden gelen o misafirler için de hazırlık yapıyorlardı. Zamanımızdaki gibi oteller falan yoktu, ancak hanlar vardı fakat o kadar insan için handa kim yer bulabilirdi? Doğal olarak da birbirleriyle konuşmaları bu yöne odaklıydı. Bizler de bir olayın zamanını belirtmek isterken aynı tarzda ifadeler kullanmıyor muyuz? Örneğin yurtdışında bir Hıristiyan ülkesinde yaşıyorsak, Noel’de, yılbaşında şurada veya burada buluşalım” gibi ifadeler kullanmıyor muyuz? Hiç Noel, yılbaşı kutlamasak bile. Müslüman bir ülkede yaşıyorsak, ‘iftarda şuradayım, iftarı nerede yiyeceğiz, bayramda nereye gideceğiz’ gibi. Hiç oruç tutmasak da. Onun için Matta’daki bu ifadeler beni çelişkiye düşürmüyor. Kaldı ki Matta olayları anlatırken bazı ayrıntıları atlayarak yapıyor.
Mesela İsa çarmıhtayken Başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor diyerek O’nunla alay ediyorlardı.” (Matta 27:41) Ve devam ederek,
İsa’yla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da O’na aynı şekilde hakaret ettiler. Matta 27:44 ve Markus 15:32 de aynı ifadeleri kullanıyor.
Halbuki bu tam doğru değil, eksik bir bilgi olduğunu biliyoruz. Bu sefer Luka 23:39-43 de detaylı bir bilgi veriyor. Bu çelişkilerden sonra gelin Luka’nın ifadesine de bakalım. Luka 22:7 de:
Fısıh kurbanının kesileceği Mayasız Ekmek Bayramının ilk günü geldi.
Yunanca metinde ise,
Fısıh Bayramı'nın kutlandığı gün geldi” diye geçiyor. Bir tercümede ilk günü” diyerek kesin zaman belirlerken, diğer tercümede “günü geldi” demekle 24 saatlik geniş bir gün kavramı da anlaşılabilir. Zaten burada söz konusu olan zaman dilimi ancak 18 saati bile kapsamıyor. ‘Geldi’ yerine ‘yaklaştı’ kelimesi de tercümede kullanılabilirdi. Çoğu zaman ve maalesef tercümeler edinilen inanç doğrultusunda yapılıyor. Yanlış bir inanış var ise, tercümede de o yanlış inancın düşüncesi öne çıkıyor. Her ne ise, dediğim gibi tüm bu Resullerin ortak ifadesi ise, İsa akşam yemeğini Fısıhtan önce yediği doğrultusunda. Bizi bağlayan da zaten bu. Allahın sonsuz hikmeti, kudreti, bilgisi ve adaleti 4 şahidin ağzından bu olayları kaleme aldırması, hakikate her yönden ışık tutuyor. Bazılarının zannettikleri gibi, ‘4 İncilde de değişik şeyler yazıyor ve birbiriyle çelişkili’ değil. İlk defa veya araştırmadan defalarca okuyanlar için bile çelişkiymiş gibi görünebilen bunun gibi birçok konular var. Bu Tevrat’ta da İncilde de Kuranda böyle.
Bu gün nasıl hesaplanır?
Ben bu konuda uzman değilim, fakat sahip olduğum Mukaddes Kitap ve takvim bilgisine dayanarak, bunun nasıl hesaplandığını kısaca anlatmak istiyorum. Nedense bu bilgi herkes tarafından esrarengiz ve de hiç anlaşılamaz gibi gözüküyor. Kabul etmek gerekirse de hiç bilgisi olmayan biri için sahiden de karışık gibidir.
Nasıl ki dünyanın güneşin çevresindeki yörüngesi belli bir kurala göre hesaplanıyorsa, ayın zamanını da hesaplamanın belli kuralları vardır. Ayrıca bu gökteki zaman sistemleri yanılmaz bir şekilde seyirlerini sürdürürler. (Tekvin-Yaratılış 1:14) Bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim, hiç kimsenin bu günü tamı tamına saati saatine dakikası dakikasına belirlemesini beklemeyelim. Kaldı ki hiç kimse İsa’nın hangi yılda öldürüldüğünü de kesin olarak bilmemektedir. Her ne kadar İsa’nın hangi yılda öldüğünü tam olarak bilemesek de o ay ve günü, yani Allahın İsrail’i Mısır’dan kölelikten çıkardığı zamanı tam olarak biliyoruz. Ayrıca bu günü anmamızı İsa Mesih istediğine göre, bizler de bu günü genel bir tarihte, yani İsa Mesih’in ve öğrencileri ile yaptığı gibi bir vakitte kutlamak istiyoruz.
Mukaddes Kitap kayıtlarındaki zamanlarda İsrailliler bizim gibi güneş değil ay takvimi kullanıyorlardı. Onlar için Nisan ayı yılın ilk ayı olarak kabul edilmeliydi. Çünkü Allah onları tam o ayda Mısır’dan kölelikten kurtarmış ve o ayı yılın ilk ayı olarak kabul etmelerini söylemişti. (Çıkış 12:2) Bu o günün gecesi, yani ayın tam 14’ünde kutlanmalıydı. (Çıkış 12:6; Sayılar 28:16) Kullandığımız bazı takvimlerde genellikle yeni ay, içi koyu siyah yuvarlak bir şekilde gösterilir. Bu da o gün dolunayın tersine ayın hiç görülmediği bir gündür. Yani bizlere göre Nisan ayı için yeni ay hangi güne geliyorsa ki, bu genelde Mart ayının günlerinden birine rastlar, o günden sonraki ayın ilk görünmeye başladığı gün İsraillilere göre Nisan ayının ilk günü demektir. Kısacası yeni aydan sonra tam 14 gün sayıldığında, zamanımızdaki takvime göre İsraillilerin 14 Nisanına gelmiş oluruz. Tabii yine aklımızda bulundurmamız gereken şu da var ki: Güneş takviminde olduğu gibi ay takviminde de belli yıllarda boşlukların doldurulması gereken zamanlar vardır. Mesela bizlerin kullandığı takvime göre her dört yılda bir Şubat ayının 29 çekmesi gibi. Ben bu konuda uzman olmadığım için, sizlere kendi öğrendiğim ve anladığım şekilde yazıyorum. Yine basitçe anlatmak gerekirse: Bu günü, yani 14 Nisanı hesaplarken, takvimde ayın koyu bir şekilde göründüğü günden, 21 Marttan, gündüz ve gecenin eşit olduğu zamandan sonraya gelmesine dikkat edelim, yoksa bir hata yapıyoruz demektir. Mesela 2008 yılında tam böyle bir durum oldu. O yılda yeni ay bir Mart’ın 7’sine birde Nisan’ın 6’sına geldi. Eğer Mart’ın 7’sini kabul edecek olursak, 14 gün sonra tam Mart 21’e, gündüz ve gecenin eşit olduğu güne geliniyor ve bu olmaz. O zaman bir sonraki yeni ayı esas almalıyız, yani Nisan’ın 6’sı ay takvimine göre 1 Nisan demek olduğundan, 14 gün sonra 20 Nisan Yahudi takvimine göre 14 Nisan oluyor. Zaten bu ayları dengelemeler yüzünden de hiçbir zaman o gün tam dakikası dakikasına, günü gününe bir yıl, yani 365 gün anlamında olamaz. Bunun böyle olduğunu Allah da biliyor. Önemli olanı, bu günün dakikası, saati ve rakamlarından ziyade, anlamıdır. Zaman konusunda herkes kafasına göre bir şeyler uydurduğundan, ben de bu konuda cahil kalmayalım diye basit, mümkün olduğunca kolay anlaşılır açıklamalar yapmaya çalışıyorum. Ne derece başarabiliyorum, o sizlerin takdirine kalmış bir şey.
Bu prensibe dayanarak, bu günün önümüzdeki yıllarda hangi tarihlerde olacağını hesaplamaya kalkarsak, aynen şöyle oluyor. Mesela 2006 yılının 29 Mart’ında yeni ay olduğuna göre, demek ki ondan sonraki gün Yahudilerin takvimine göre 1 Nisan anlamında. O halde 30 Mart ayın 1’iyse veya 29 Marttan sonra 14 gün saydığımızda, bizim takvimimize göre 12 Nisan Yahudilerin 14 Nisan’ı olmuş oluyor. Bu tarihleri sizler de ya İnternet üzerinden ya da çoğu takvimlerden kolaylıkla bulabilirsiniz. Fısıh bayramı önümüzdeki seneler bundan sonra sırasıyla aynen şöyle olmalı:
12 Nisan 2006 Çarşamba, 2 Nisan 2007 Pazartesi, 21 Mart 2008 Cuma, 9 Nisan 2009 Perşembe, 29 Mart 2010 Pazartesi, 17 Nisan 2011 Pazar, 5 Nisan 2012 Perşembe, 25 Mart Pazartesi 2013, 13 Nisan Pazar 2014, 3 Nisan Cuma 2015, 23 Mart Çarşamba 2016, 11 Nisan Salı 2017, 31 Mart Cumartesi 2018, 19 Nisan Cuma 2019, 7 Nisan Salı 2020, 27 Mart Cumartesi 2021, 15 Nisan Cuma 2022, 4 Nisan Salı 2023, 24 Mart Pazar 2024, 12 Nisan Cumartesi 2025, 2 Nisan Perşembe 2026, 22 Mart Pazartesi 2027, 9 Nisan Pazar 2028, 29 Mart Perşembe 2029, 16 Nisan Salı 2030… gibi yıl ve günlerine gelmektedir ve bu günü bizler hep bir gün önce kutlamalıyız.
Mukaddes Kitaba göre bunları ben böyle anladım. Bununla da ay takviminin nasıl hesaplandığını değil, o günlerin belli zamanlarda kutlanması gerektiğini kastediyorum. Şunu da muhakkak belirtmek gerekir. Birçok yanlışlıklarımız yanında, bu konuda da tam bir gün tutmak iddiasıyla, hiç kimse ille de “ben en doğruyum” dememeli. Tekrar belirtmeliyim, her ne kadar bu şeylere değer veriyorsak da önemli olan o günün tarihinden, saatinden, dakikasından ziyade, her zaman yürekten gelerek anlamına verdiğimiz değerdir. Yoksa en azından bir zamanlar benim gibi birçoklarının da bu konuda hata yapmış olabileceği büyük bir ihtimaldir.
Bütün bunlardan bize ne? Biz İsrailli veya Yahudi miyiz?
Önce şu gerçeği vurgulamak gerek. Allah ne yaptıysa, peygamber kulları vasıtasıyla kimlere ne söylediyse, aslında bütün insanlara yapmış ve söylemiş olduğunu unutmayalım. “Allah o zaman sadece İsraillilerle konuşmuş veya Araplarla konuşmuş, ben bunlardan hiçbiri değilim” diyemeyiz. O an için o insanlar bu ya da şu millete ait olabilirler. Allah bizlerle olan ilişkisinde, milliyetimize, rengimize, dilimize, cinsiyetimize bakan bir Allah değildir. O’nun sözleri tüm insanların okuyup, anlaması ve de kurtuluşları için uygulamaları gereken sözlerdir. Eğer Allah bir milleti, yeryüzünden bütün milletlere örnek olsun diye seçip, bu vasıtayla amacını yerine getirmek istediyse; bizler de ancak akılsızca düşmanlıktan başka bir şeye yaramayan bu milliyetçilik düşüncelerine sarılmayalım derim. (Tesniye-Yasanın tekrarı 29:14) Çünkü tesadüfen, doğuştan sahip olduğumuz, dil, renk, ırk, millet ve cinsiyet Allahın hiçte önem verdiği şeyler değildir.
Nedir bu Fısıh? Kimler kutlamalıydı?
Yukarıda açıklandığı gibi, İsrail’in Mısırdaki kölelikten kurtuldukları günde kutlanılan Bayrama Fısıh denirdi (Halk arasında Paskalya diye de bilinir). Bu bayramın kuralları vardı. Bu konu Tevrat’ın Çıkış kitabında 12. bap veya bölümünde bahsi geçmeye başlar ve de ayrıntılarına girerek yazılmıştır. Allah bütün Mısırlıların ilk doğanlarını öldürdüğü gece İsraillilere dokunmaz. Onlar Fısıh bayramında yemeleri gereken kuzuyu kesip, ateşte kebap etmeliydiler. İsraillilerin ilk doğanları öldürülmesin diye, kuzunun kanını kapı üst eşiğine ve çerçevelerine (süvelerine) sürmeleri gerekiyordu ki, helak edici melek gelip onların da ilk doğanlarını vurmasın. İleride, gelecek nesiller de bu töreye uymalıydı (Çıkış 12:21-27) Bu ve buna benzer mucizelerle onların da imanları sınanıyordu. Onlar bu yemeği aceleyle, giyinmiş ve kuşanmış bir şekilde yemeliydiler. Bu da onların o günü yaşarcasına anmaları içindi. Çünkü o günün sabahı aceleyle Mısırdan kölelikten çıkmışlardı.
Daha fazla ayrıntılara girmeden, kısacası bu kanunu ya da bayramı bütün İsrail tutmalıydı. Bu kanunu bir yabancı tutamaz ve de o etten yiyemezdi. Ancak bir yabancı bugünü kutlamak isterse, önce bütün erkekleri sünnet olmalıydı ve ondan sonra kendisi ve ailesi bu etten yiyebilirlerdi. Çıkış 12:43-44 de şöyle yazıyor:
Rab Musa ile Harun’a şöyle dedi: “Fısıh Bayramının kuralları şunlardır: Hiçbir yabancı Fısıh etini yemeyecek. Ama satın aldığınız köleler sünnet edildikten sonra ondan yiyebilir. 48’inci ayette ise:
Yanınızda yabancı bir konuk Fısıh bayramını kutlamak isterse, önce evindeki bütün erkekler sünnet edilmeli; sonra yerel halktan biri gibi İsrail halkına katılıp bayramı kutlayabilir. Ama sünnetsiz biri Fısıh etini yemeyecek.’’ diyor Allah.
Bu Fısıh kutlaması etinden İsraillilerin hepsi mi yemeliydi?
Evet, hepsi, bütün İsrail. Kâhini de baş kâhini de Levi sıptı da en önemsiz bir sıpta ait olan en fakiri de zengini de bütün İsrail bundan yemeliydi. Çıkış 12:47 de Allah: “Bütün İsrail topluluğu Fısıh Bayramı’nı kutlayacak” diyor. Tam tersine kim bundan kasten yemezse, bu onun için kavminden atılmak demekti. (Çölde Sayım ya da Sayılar Kitabı 9:1-13)
Bu kanun yaklaşık 1500 seneden fazla uygulandı. Zamanımızda hala uygulayan, İsa’nın Mesih olduğuna inanmayan Yahudiler de var. İsa’nın Mesih olduğuna inanmayan dedim. İsa’nın Mesih olduğuna inanan bu bayramı kutlamayacak mı? Zaten bütün konumuzun ana fikri de bu.O zamanın Fısıh Kurbanı, İsa Mesih’in kurban olarak fidye verdiği bedenine işaret ediyordu. (1.Korintoslular 5:7)
Musa ölümünden kısa bir süre önce: “Allah’ın Rab size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin” diye İsa Mesih hakkında açıkça söyledi. (Tesniye -Yasanın tekrarı 18:15)
İncilin Yuhanna kitabından 1:17 de:
“Kutsal Yasa (şeriat) Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi” diye yazar.
Musa kendini neden İsa’ya benzetti de başka o kadar peygambere benzetmedi?
Çünkü Musa o insanları Mısırdan kölelikten kurtarma işinde aracılık etmişti. İsa ise biz insanları kutsal yasaya bağlı o emirleri tutamadığımızdan, günahlarımızdan dolayı üzerimize gelen ölümden kurtarma işinde aracılık etti. Allah peygamberleri vasıtasıyla zaten kutsal yasadaki o kanunların İsa’ya işaret ettiğini vurguluyor. Biri, yani Musa, insana olan kölelikten kurtarırken; öbürü, yani İsa Mesih, ölüme olan kölelikten kurtarmış oldu. Yuhanna 3:16 da:
Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.
Yukarıdaki ayetlere genelde Müslümanlar ve Yahudiler inanmazlar. Hıristiyan alemi ise imansız Yahudilerin dayatmaları ile onlara asimile edilmiş şeklinde inanırlar. Paskalya, boyanmış yumurtalar, tavşan hep bu sapıtmanın örnekleridir. Onların bu davranışları ancak Allah’ın öfkesine neden olmaktan başka bir işe yaramıyor. Müslümanlar bunu Kurandaki, “Allah oğul edinmemiştir “sözüne dayanarak böyle inandıklarını söylerler. (Örneğin Maide Suresi 171-172) Aslında bu ayetlerle Kuran, yanlış bir imana sahip Hıristiyan âlemine, dünya görüşüyle İsa’yı cismani bir Baba-Oğul ilişkisiyle tapınılmasına karşı geldiğini vurgulamak ister. Çünkü Hıristiyanlar İsa’ya Allah diye taparlar. Bunu da İncil’de ruhi anlamda geçen, baba ve oğul benzetmelerini kullanarak yaparlar. Hâlbuki Allah göklerdeki yaratıklarından da Allah oğulları diye bahseder. Hatta günahkâr İsraillilerin de hepsine bu tabiri kullanmıştır. Tesniye ya da Yasanın tekrarı kitabı 14:1 de açıkça:
“Siz Allah’ın Rabbin oğullarısınız” diye yazar.
Bu ayetlerle Allah yaratıklarına olan yakınlığını vurgulaması, bizim onlara tapmamızı ve Onları Allah’ın yerine koymamızı gerektirmez! (Vahiy 22:8-9)
Hıristiyan âlemi bu konuda sapıtırken, Müslümanlar da tam tersini yapacağız diyerek başka bir yanlışlığın içine düşmüşler. Ben ancak bu sayfalar vasıtasıyla dinler hakkındaki hakikatlerin ancak bir zerresini duyurmaya çalışıyorum. Onun için burada ayrıntılara girmeden, dinlerin bazılarını ele alıp, bu günün önemi hakkındaki saçmalıklarına yüzeyden değinerek geçeceğim.
İsrail’de bir takvim günü (24 saat) gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. (Tevrat-Yaratılış 1;3-5) 12 Saat gece, 12 saat gündüz. Bizde bir gün 24 saattir ve yeni gün 00’da yani 24’ten sonra başlar. İsrail’de ise yeni takvim günü bize göre akşam 18 de başlar. Bu onlara göre saat gündüzün sonu 12, yani gecenin ve yeni bir takvim gününün başlangıcı 00’dır ve ona gecenin ilk saati denir. Bizde saatlerin gece yarısı 24 nasıl ki 00 ise, aynen öyle. Fark, onlar bu saat 00’ı bir takvim gününde iki kere yaşıyor, bir gece bir gündüz. Bize göre sabah 06’da ise onlara göre yine gecenin sonu 12 ve gündüz başlangıcı 00’dır ve buna günün ilk saati” denir, fakat bu aynı takvim gününün sadece gündüzüdür. Bu yüzden bazı tercümelerde İsa’nın idam edilme saatini ‘saat 6 suları’, yani bize göre öğlen 12; ‘ve saat 9’a kadar güneş kararıp’ ifadesi de öğleden sonra 3 anlamındadır. İsa Mesih öğrencileri ile akşam yemeğini 13 Nisan’da yer. Yine aynı takvim gününün 13 Nisan’ı gündüz, öğlen saat 12 de İsa idam edilir; Yahudilere göre günün 6’ıncı saati ve saat 15 sularında ruhunu verir; Yahudilere göre günün 9’uncu saatidir. (Matta 27,45-50, Markos 15,33-37, Luka 23,44-46, Yuhanna 19,28-30) Akşam bizim saatimizle 18 de, Yahudilere göre saat 12, yani 00’da geceyle birlikte yeni bir gün, yani 14 Nisan Fısıh bayramının kutlanacağı gün başlar. Akşama doğru kurbanlar kesilir ve yenir. Tam kurbanlar kesilirken de İsa kurban edilmiştir. (Yuhanna 1,29; 1,36; Yeşaya (İşaya) 53,7; 1.Petrus 1,19) Sabahı ise İsraillilerin Mısırdan çıktıkları tam o gündür. (Mısırdan Çıkış 12,6; Levililer 23,5; Sayılar 9,2; 28,16) Genelde tam dolunay olduğu zaman.
Bu açıklamadan sonra insanların anlayamadığı, hatta ‘İncillerde yanlışlık var’ dedikleri, onlara göre tutarsız görünen İsa Mesih’in Matta 12:40 da geçen şu sözlerine de değinelim.
Çünkü nasıl Yunus üç gün üç gece iri balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır.
Biraz önceki açıklamada İsraillilerin gündüz ve gece diyerek 24 saatlik bir günü iki zaman dilimine ayırdıklarını anlattık. Ancak bu bilgi ile İsa Mesihi’n sözlerini anlayabiliriz. İsa Mesih son akşam yemeğini 13 Nisan Perşembe gecesi öğrencileri ile yiyip, yeni bir antlaşma yapıyor. Aynı gece belki birkaç saat sonra Getsemani denilen yerde tutuklanıyor. (Matta 26:36; Markus 14:32) Bütün gece yargılanıyor ve İsa’yı öldürmek için birbirleriyle öğütleşiyorlar. Sabaha karşı bağlayıp Vali Pilatus’a veriyorlar. (Matta 27:1) Onlar da kırbaçlayıp, oradan oraya gönderdikten sonra halkın ısrarı üzerine istemese de Pilatus İsa’nın idam edilmesini söylüyor. (Matta 27:24-26) Saat 6 sularında, bizim saatlerimize göre öğlen 12’de İsa idam edilir. Saat 9 sularında da bize göre saat 15’de ruhunu verir ve ölür. (Yuhanna 19:14; Matta 27:45-50; Markos 15:33-37) Hâlâ 13 Nisan günüdür. Matta 27:57’de Yusuf adlı zengin adam akşam olunca İsa’nın cesedini istiyor ve kefene sarıp, kayada oyulmuş kendi yeni kabrine koyuyor. (Markos 15:46) Bu sözler ile kesinlikle günün 12’inci saati yani 00, akşam oldu anlaşılmasın. Çünkü o zaman 14 Nisan fısıh bayramı başlıyordu. Kimse bayram günü ceset taşıyıp, kabre götüremezdi. ‘Akşama doğru’ veya ‘tam gecenin başlayacağı vakitler’ diye de tercüme edilebilirdi. Bayram nedeni ile zaten mahkûmların acele ederek bacaklarını kırıyorlar, ki çabuk ölsünler. Çünkü 14 Nisan gündüz saat 12’de yani saat 00’da bize göre saat 18 de başlayacaktır. Bu 14 Nisan Cuma Fısıh bayramı demek olup, sonraki gün Cumartesi de Yahudilerin Şabat günüydü. Daha sonraki gün onlarda Pazar, haftanın ilk günü, yani bizdeki Pazartesi gibiydi. Tüm bu açıklamalar ile İsa’nın kaç gün ve gece yerin bağrında kaldığını hesaplayalım.
1.Gün 13 Nisan gündüz, 9’uncu saatte (saat 15) İsa ölüyor, yaklaşık 11’inci saate doğru, bizde saat 17’ye doğru cesedi kaldırılıyor,
1.Gece günün 12’inci saatinde, yani 00 da bize göre saat 18’de 14 Nisan fısıh bayramı başlıyor,
2.Gün 14 Nisan gündüz,
2.Gece 15 Nisan Cumartesi gece, Şabat başlıyor,
3.Gün 15 Nisan gündüz, hâlâ Şabat günü,
3.Gece günün 12’inci satinde, yani 00’da (saat 18) haftanın ilk günü (Pazar) başlıyor.
3 gün 3 gece ve tan yeri ağarırken İsa zaten dirilmişti. (Markos 16:2-6; Matta 28:1; Luka 24:1-6; Yuhanna 20:1-17) İsa’nın daha ayrıntılı şu sözü de tam yerine gelmiş oldu. Üçüncü gün kıyam edecektir“. Anlamı: 24 saatlik tam 2 günden sonraki gün, 3’üncü gün herhangi bir saatte. (Matta 27:64; Markos 14:41; Luka 9:22; Luka 18:33; Luka 24:7) Bu 3’üncü gün anlamını İsa Mesih ne zaman öleceği hakkında zaman belirtirken de veriyor. Kullandığı üslup aynı. (Luka 13:32)
Bir bebek doğduğu gün bir yaşında değildir fakat bu onun ilk yılıdır; sıfır yaşında, sıfır gün veya sıfır yılı gibi tabirler kullanılmaz. ‘Üçüncü gün’, 2 gün sonraki gün demektir. ‘11’inci yıl’, 10 yıl sonraki yıl demektir. ‘Dördüncü yılında’ demek 3 yıl sonraki yıl demektir, ‘Nebukadnetsar’ın ilk yılıydı’ demek, daha ancak o yıl yeni kral oldu anlamındadır. ‘Nebukadnetsar’ın sıfır yılıydı’ diye bir tabirle tarih yazılmaz. Mukaddes Kitap tarihleri bu anlayışa göre yazılmıştır. Sayfamdaki Kronoloji linkinde de bu ayrıntıyı görebilirsiniz. (Yeremya 25:1; Yeremya 45:1)
İsa: “İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz” dedi. (Yuhanna 6:53)
Ne demekti bu?
Âdemden gelen günah vasıtasıyla ki, bütün insanlara geçti, benzetilebilirse bulaşıcı bir hastalık gibi ve bu yüzden de insanlık ölümlü oldu. Resul Pavlus’un Romalılara yazdığı kitabında 5:12 de:
“Bunun için, nasıl günah bir adam vasıtası ile ve ölüm günah vasıtası ile dünyaya girdiyse, böylece ölüm de bütün insanlara geçti; çünkü hepsi günah işlediler.” der. Kuran bu konuya anlaşılır ve açık bir ışık tutuyor. Bakara suresi 38 de Âdem’in günah işlemesinden sonra, Allahın onlara olan sözü aynen şöyle.
“...hepiniz buradan inin. (Yani cennetten kovuluyorlar) Sonra size benden bir kılavuz gelecektir. Artık kim benim o kılavuzumun izinden giderse onlara korku yoktur” demekle Allah, kurtuluşları için o kılavuzu dinlemeleri gerektiğine dikkati çekiyor.
Ali İmran Suresi 59’uncu ayette ise: “Allah yanında İsa da Âdem gibidir” der.
Benzer bir ayet de Ta.Ha Suresi, (20’inci sure) 122’de geçer. Ayni benzer sözleri biraz önce de Musa’nın söylediğini vurgulamıştık. Musa kendisi gibi bir peygamberden bahsetmişti.
Bütün bu peygamberlikler ve bizzat Allah daima bir kurtarıcıya işaret etti. Muhammed ya da başka hiçbir peygamber bu kurtarıcının kendilerinin olduğunu söylemediler. (Cin Suresi 21) Bunun ancak İsa Mesih hakkında böyle olduğunu görüyoruz. Kurandaki hakikatlere göre, ölüp de dirilen ve Allah’ın katında yaşayan tek kişi O’dur ve kendisi Mesih’tir. (Ali İmran Suresi 55 ayeti.)
Tüm insanlığı Âdem’den geçen günahtan ve dolayısıyla ölümden, bizleri İsa Mesih’in kurbanlığı kurtardı. Tabii ki tüm bunlar Allah’ın iradesiydi. Romalılar 5:19 ve 6:10 ve 23 de:
Zira bir adamın (Adem’in) itaatsizliği sebebiyle çoğu nasıl günahkâr kılındılarsa, böylece de birinin itaatiyle (İsa Mesih’in) çoğu salih kılınacaktır.............Çünkü (İsa) öldüğü ölümü bir kerede günaha öldü.......Zira günahın ücreti ölüm; fakat Allah’ın armağanı Rabbimiz (öğretmenimiz) Mesih İsa’da ebedi hayattır. (İbraniler 10:4)
Onun için bu güne, İsa Mesih’in ölüm gününe; Allah’ın biz insanlık için yaptıklarını taktir etmek, anmak için değer vermeliyiz. Bunu yapmakla Hıristiyan âlemini değil Allahı yüceltmiş olacağız.
İsa Mesih Fısıh bayramından bir gün önce (13 Nisan), gece, ekmek aldı, şükran duası edip parçaladı, şakirtlerine verdi ve dedi: Alın, yiyin, bu benim bedenimdir. Bir kâse alıp şükretti ve onlara vererek dedi: Bundan hepiniz için. Çünkü bu benim kanım, günahların bağışlanması için birçokları uğrunda dökülen ahdin kanıdır. (Luka 22:14-20)
Yukarıda İsa: “İnsanoğlunun etini yiyip kanını içmedikçe, kendinizde hayat yoktur. Benim etimi yiyip kanımı içenin ebedi hayatı olur” dediğini hatırlıyor musunuz? (Yuhanna 6:53-54)
Yine buradaki yenilen ekmeğin ve içilen bir yudum şarabın sembolik anlamları var. Anlatılmak istenen, İsa’nın bedeni bizlerin kurtuluşu için, bütün iman edenlere ebedi hayat olsun diye kurban edildiğidir. Yalan söyleyemeyen Allah Âdem’e: “Bu ağaçtan yersen mutlaka ölürsün” (Tevrat-Yaratılış 2:17) dediği o söz geri alınamazdı. Adil olan Allah, Âdem’in suçu için aynen Âdem gibi kusursuz bir kurban, kefaret ödenirse ancak bağışlayabilirdi. Bu yüzden Kuran ve İncillerde İsa Âdem’e benzetilir. Allah Âdem’i yarattığında kusursuz yarattı. Kusursuz ama özgür iradeyle. Yalnız Âdem’i değil, bütün göklerde yaşayan ordular şeklindeki meleklerini de Allah kusursuz fakat özgür bir iradeyle yarattı. Bu yüzden herkes Âdem için kendini kurban edemezdi. Ancak Âdem gibi kusursuz olan biri bunu yapabilirdi. Onun içindir ki İsa’nın dünyevi bir babası yoktur ve doğumu da mucize şeklinde gerçekleşmiştir.
Kutsal kitaplar O’nun doğmadan önce göklerde de hayat sürdüğünü ve hatta yaratılanların ilki olarak Allah’ın sözcüsü olduğuna dikkati çekiyor. Yuhanna 1:1’de ve 14 de şöyle yazıyor:
Başlangıçta Söz (Kelam yani İsa) vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve söz bir ilah idi. (Birçok tercümeler İlah yerine Tanrı kelimesini kullanır. Aslında yanlış değildir. İkisi de ayni anlamdadır. Fakat kadiri mutlak Allah’la karıştırma sevdasında olan Hıristiyan âlemi gibi de yapmamak lazım. (Yuhanna 10:32-33). Yuhanna 1:14’üncü ayetinin devamında şöyle der: Söz beden alıp aramızda yaşadı. Burada Yuhanna açıkça İsa’dan bahsetti. Daha birçok ispatları ele alamayız çünkü yazılarımı mümkün olduğunca kısa tutmaya özen gösteriyorum.
Bu günlerde Hıristiyan âlemi tavşanlar ve yumurtalarla, paskalya bayramı adı altında İsa’nın emrinden uzak her şeyi yaparlar. Artık çikolatalarından tutun şekerlerine kadar tavşan ve yumurta vardır. Anlamını da neredeyse hiçbir Hristiyan geçinen bilmez ve bilenleri de putperest bir adet olduğunu söyler. Fakat bizler bu günü Allah’ın arzusuna ve İsa’nın ölmeden önceki emirlerine uygun olarak kutlamak istiyoruz.
Kimler şaraptan içip ekmekten yiyebilir?
İsraillilerin kölelikten kurtuldukları günü anmak için Fısıh denilen bu bayramı tutmaları gerekiyordu. Allah bu günü gelecekteki bir olaya, yani yüzlerce sene kutlanılan Fısıh kurbanının İsa Mesih olduğunu anlamamızı istiyordu. Bu kurbandan da sadece İsrailli olan değil, aynı zamanda sünnet olan her erkek ve ailesi de yiyebilirdi. Peki, İsa ne dedi? Kimler O’nun kanını içmeliydi ve etini yemeliydi? Herkes. Belli bir sınıf ayırdı mı? Evet. İman edip bu kurbanlığa ve kurtuluşa layık yaşayanlarla, iman etmeyip buna layık bir yaşantı tarzına sırt çevirenleri haklı olarak birbirinden ayırdı.
Hıristiyan âlemi, hani derler ya “bu işin suyunu çıkardılar” diye, işte aynen öyle. Onlar bu sembollerden her zaman ve herkese veriyorlar. Tabii ki almak isteyen herkes alır, buna engel olunamaz. Fakat Fısıh kurbanının kanunu olduğu gibi bunun da şartları vardı. Neydi onlar?
O zamanlar sünnet olunuyordu, şimdi ise bedenin sünneti yerine günahlarımızdan ölüp ve tekrar dirilmek anlamına gelen Vaftiz var. Yani yüreklerimizin sünneti. Vaftiz de hepimizin günahkâr olduğunu kabul edip, bizleri tövbeye döndüren bir söz, bir ilandır. Hepimiz günahkârız ama Resul Yuhanna bunda da bir sınırın olduğunu vurguluyor. 1.Yuhanna 5:17 de “Her haksızlık günahtır ölüme götürmeyen günah vardır” demekle günahları da ayırıyor.
Hepimiz günah işliyoruz, fakat ölüme götürmeyen günahlarımız bize bu sembollerden almaya engel değildir. Eğer biz Allah’a ve İsa Mesih’in bizler için ölümüne layık bir hayat yaşıyorsak, bu sembollerden almamız gerekli ve de mecburidir. Sembollerden almamak, büyük bir terbiyesizlik ve Mesih’in kurbanlığını hiçe saymak demektir. Bununla birlikte tam tersine 1.Korintoslular 11:27 de dediği gibi: “uygun olmayan bir biçimde ekmeği yiyen ve şaraptan içen, Rabbin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur” diye de geçer. Kısacası ölüme götüren günah işleyenler, vaftiz edilmiş olsalar bile, ta ki tövbe edip kendilerini düzeltene kadar bu sembollerden almamalıdırlar.
Bu uygun olmayan şeyler nedir?
Artık birçok şeyler hiç de öyle gizli değil. Mafyalar bile birçoklarının kanını dökerken kilisede toplanır. Ya da askerlerin savaşmadan, birçok masum insanın kanını dökmeden önce bu sembollerden alıp kilisede dua etmeleri, bizleri “bunlar İsa’nın kanına layıktır” dedirtmiyor. Bilgilerinde Tanrı’yı tanımayanlar, her türlü haksızlık, kötülük, açgözlülük, kin, kıskançlık, öldürme hırsı, çekişme, hile, kötü niyetli olma, dedikoducu, yerici, Allahtan nefret eden, küstah, kibirli, övüngen, kötülük üreten, anne baba sözü dinlemeyen, anlayışsız, sözünde durmaz, sevgiden yoksun, acımasız, putperest alışkanlıklara sahip isek; böyle davrananların ölümü hak ettiğini bilip de yalnız yapmakla kalmayıp, bunları yapanları da sempatik görürsek, kendimizi İsa’nın kanına layık görmeyelim. (Romalılar 1:28-32) İsa da zaten bunları yapmayı öğretmedi. Bunları yapıp ve hala o sembollere iştirak etmek olsa olsa alay etmek olur ki, “Allah ile alay edilmez” diye yazılı olduğunu unutmamak gerek. Bu ve buna benzer işler yapanları Allah sembollerden almaya layık görmüyor. Muhakkak Yuhanna İncilinde yazıldığı gibi ölüme götürmeyen günahların da olduğu kesin. Buna da herkesin kendini aldatmadan vicdanıyla karar vermesi gerek. Çünkü az da olsa çokta olsa hepimiz bu şeyleri yaptık ve de yapıyoruz. Bunları meslek edinmiş gibi daima istekle ve bilerek yapmak var, bir de planlamadan, bilmeden, istemeyerek, o anki akılsızlığımızla, ya da nefsimize, duygularımıza yenilerek yapıp pişman olmak var. Bu farklılıklardan biri açıkça ölüme götürürken, öbürü Allah’ın merhametine sığınmamıza yardımcı olur.
Bu Hıristiyan din keşmekeşinde sembolleri reddeden benim bildiğim bir Şahitler var. Bu da bir yerde: “Onların bu kurtuluşu kabul etmedikleri anlamına gelir” demekten başka bir şey ben bulamıyorum? Onlara göre sadece İsa’nın kanı sanki göklerde yaşayacak 144 000 kişi için dökülmüş! Bu inançla da bütün üyelerine bu sembolleri yasak etmişlerdir. Aynı zamanda da bu İsa’nın kanını reddetmek demektir. Yine belirteceğim, Şahitler bu konuda da olduğu gibi birçok konularda yönetim kurullarından nasıl emir alırlarsa öyle yaparlar. Yapmak da zorundadırlar; yoksa o dinden atılırlar ve artık onunla hiçbiri konuşmaz!
İnsanlık Robot olmaya pek meraklıdır. Onlar da her devletin askerlerinin, memurlarının, polislerinin göstermek zorunda kaldığı itaati pek çok övünerek, kendilerinin yönetim kurullarına gösterirler. Şunu da unutmayalım, insanlar kötü olan şeye karşı itaat ederler de iyi bir şey yapmakta çok şüpheci, ağır ve korkaktırlar! Artık o iyi ve doğru olanı yapmakta kılı kırk yararlar. Bilerek ya da bilmeyerek, bunu ancak kendileri bilir, Yahudiler Musa’yı, Müslümanlar Muhammed’i, Hıristiyanlar İsa’yı, Şahitler de yönetim kurullarını Allah’ın yerine koymaya nedense pek bayılırlar. Maalesef gerçekler ve uygulamaları böyle olup, bütün izzeti Allah’tan çok bu kişilere verdikleri halde, bu gerçeği söyleyenlerden de nefret ederler! Yönetim kurulunu bilmem ama bildiğim bir şey varsa da ne Musa ne Muhammed ne de İsa kimseden böyle bir şey istememiştir. Onlar bu boyunduruğu kendi kendilerine yüklendilerse ne diyelim! Fakat şunu hiç unutmayalım; kimi memnun etmek isteyip, kimden çok korkuyorsak, karşılığını da ondan alacağız!
Ne zaman kutlanacak?
Akşamüstü, güneş battıktan sonra, İsa’nın bize emrettiği gibi, İsa’nın ölümünden önceki gece, takdirle bugünü anmalıyız. Bunlar belki de bu sayfaları okuyan sizlerin hiç haberi bile olmadığı konular olabilir. Fakat hazırlık yapıp, Allah’ın iradesine ve tüm peygamberlerinin uyarılarına uymak için önünüzde hȃlȃ zaman var. Şimdiye kadar ne yapmış olursanız olun, kim olursanız olun, hangi dil ve milletten olursanız olun, hangi yaşta da olsanız, Allah’ın iradesinin ne olduğunu öğrenip, günahlarınızdan tövbeyi simgeleyen vaftizle birlikte bugünü kutlarken, İsa’nın kanını andıran şaraptan bir yudum ve bedenini andıran mayasız ekmekten bir lokma almakla, minnet ve imanınızı göstermek için muhakkak uğraşın. Yaşayışınız ve düşünceleriniz ile Rabbe layık olduğunuzu gösterin.
Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Çünkü gök altında adamlar arasında verilmiş başka bir isim yoktur ki, onunla kurtulabilelim.......Resullerin (elçilerin) işleri 4:12
Oğlum, sözlerimi kabul edersen, emirlerime değer verip onları aklında tutarsan; böylece hikmete kulağını açarsan, ayırt edici olmaya yüreğini verirsen, dahası, anlayışı yardıma çağırır, sağgörüye seslenirsen ve tüm bunları gümüş arar gibi arar, define araştırır gibi araştırırsan, işte o zaman Yehova (Allahın özel ismi) korkusunun ne olduğunu anlar, Allah bilgisini bulursun...Süleyman’ın Özdeyişleri 2:1-5
Baş Sayfa
|