Neden ikiyüzlülük !

Anasayfa Din MAFYALARI Kronoloji Sitemap

ANASAYFA

Din MAFYALARI (Kitap)

ÖNSÖZ

KRONOLOJİ

  BÜTÜN   DÜNYADAKİ KAVMLARA

İkinci Bir İspat

ORGANİZASYON ve  ALLAH

Belki Dinlerler

MAHKEME TUTANAKLARI

Organizasyona bir Mektup

AH ŞU ONLAR     YOKMU!

ALLAH BİZİ Mİ KULLANIYOR?

MUSEVİ    HIRISTİYAN MÜSLÜMAN

İnanan ve İnanmayanlarla Sohbet

NEDEN İKİYÜZLÜLÜK !

BİZ NEREYE GİDELİM?

Çok Önemli Bir Gün

yeni4 Sadakat

Suçunu İtiraf Edecek! yeni4

SİTEMAP

Neden Bütün Yürekle Değil de İkiyüzlülük!

İnsanın Allah’ı araması ve de bulduğunu sandıktan sonraki ilişkisinde, Allah’ın önemle istediği bir özelliktir bu «bütün yürekli» olmak. Ne demek bu bütün yürekli olma hali? Bir insan nasıl bilecek; bütün yürekle mi Allah’a kulluk edip O'na inanıyor, yoksa da tam tersi mi? Aslında bir sayaç makinesi olsa da yüreklerimize tutsak, o andaki yürek bütünlüğümüzün ne kadar olduğunu ölçüp anlasak! Tabii ki yok böyle bir şey, fakat bunu gören biri var, o da Allah. Kendimizin de muhakkak görmesi, görmeye çalışması gereken bir şey.

Yuvarlak bir pastayı düşünecek olursak, onu da ortadan kesersek, ne deriz? Pastayı ikiye böldük deriz. Bu pastayı bunun gibi birçok parçalara bölebiliriz. Yüreğimiz de aynen buna benzetilebilir. Her şeyden en üstte tuttuğumuz değerler için biz yüreğimizi böleriz. Mesela yüreğimizin bir kısmını zevklerimize, hobilerimize ayırıp, bir kısmını mal mülk edinme çabasına, bir kısmını çocuklarımıza, güzelliğe, karşı cinsten olanlara, arabamıza, yemeye içmeğe, mobilyalarımıza, ya da kariyer yapmaya, kaygılarımıza, fakirliğimize, hastalıklarımız ve vesaire gibi şeylerle yüreklerimizi meşgul eder, böleriz. Eğer hâlâ bir parça yer kalmışsa, o arta kalan bölümü de belki Allah’a, ibadet adı altında, artık şekli ait olduğumuz ülkelere, dinlere göre nasılsa, görev gibi bunu yapmaya ayırırız. Bütün bu ve benzeri şeyler bizim yüreğimizi ne kadar meşgul ediyorsa, o şeylere yüreğimizi ne kadar çok bağlamış isek, işte o kadar da yüreğimizi parçalara ayırdık demektir. Yaratıcımız ise kesin olarak, bütün, hiç bölünmemiş bir yürekle kendisine yaklaşmamızı istiyor.

Eğer Yaratıcımız ile iyi bir ilişkide kalmak istiyorsak, kulu Davut’un dediği gibi:

Ey Allah beni dene ve yüreğimi bil; beni imtihan et ve düşüncelerimi bil. Ve eğer bende kötülük yolu varsa bak” diyebilmeliyiz. (Mezmurlar 139:23-24)

Aslında aynen böyle bir yürek tutumuna sahip olmamız, kurtuluşumuz için kaçınılmaz olmalı. Böyle dua etme cesareti gösterecek kaç kişi tanıyorsunuz? Allah’a, “yüreğimi bil beni imtihan et” diyebilecek kaç kişi var sizce? Ya bizzat siz? İnsanlar, Allah’ın her şeyi gören bir özelliğine sahip olduğunu duymaya bile tahammül edemiyorlar. “Eğer Allah her şeyi görüyorsa, ben böyle Allah’a inanmam” bile diyenler az değil. Kimileri ise inandığını söylediği Allah’ın her şeyi göreceğinden hiç kuşkusu yokken, yaşantısı, düşünceleri, yaptıkları ve sözleriyle sanki o inandığı Allah’ı hiç bir şeyi görmüyor gibidir. Görüyorsa da herkesi görüyordur ama bir o kişiyi değil !

Bu sözleri okuduğumuz zaman, bazen hemen karşı geliriz. Ne yani hiç çalışmayalım mı, yemeyelim mi, eğlenmeyelim mi? Yukarıdaki sayılan örneklerle yüreklerimiz bölünmüş oluyorsa; bu yüzden Allah bizi suçluyor ise, o zaman hiç yaşamayalım dahi. Çünkü her insan bu ve buna benzer şeyleri yapıyordur.

Anlamamız gereken konu da bu zaten. Bu farkı görüp anlayamazsak, bu sözlerin bizim için anlamı olmayacak demektir. Allah’ın kendisine neden bütün yürekle gelmemizi istemesini bir ayetle örneklersem, belki konuyu anlatmam daha kolay olacak. Bakalım o zaman yukarıda bahsettiğim şeyleri yapmakla acaba yüreğimiz her zaman bölünüyor mu yoksa bölünmüyor mu?

İncilin Matta kısmında İsa son günlerden bahsederken: “Nuh’un günleri nasıl idi ise, İnsanoğlunun (İsa’nın) gelişi de öyle olacaktır. Çünkü Nuh’un gemiye girdiği güne kadar, tufandan evvelki günlerde, insanlar yerler içerler, evlenirler, ve kocaya varırlardı; ve tufan gelip hepsini alıncaya kadar nasıl bilmedilerse, İnsanoğlunun gelişi de öyle olacaktır” diye uyarmıştır. (Matta 24:37-39)

Şimdi biz kendimize şunu sorabiliriz: “Nuh peygamberin zamanında Allah’ın bütün yeryüzünde yaşayanları günahları yüzünden yok ettiğini duymuştum; fakat İsa eğer böyle söylemişse ne demek istedi? Çünkü son günlerde, ya da Nuh’un günlerinde İsa:İnsanlar kötü, zorba, ahlaksız, kendini ve parayı her şeyden çok seven, katil, iftiracı, hırsız, nefsine hâkim olamayan...” vb. gibi örnekler kullansaydı, o zaman anlardım. Ama O insanların “yemesinden, içmesinden, evlenip kocaya varmasından bahsetmiş. Bunlarda ne yanlışlık var, ya da neden günah olsun” gibi sorular zihnimizi kurcalayabilir.

Evet, aslında yemek, içmek, evlenmek günah değildir. Bu özellikleri biz insanlara zaten Allah verdi. Fakat bütün zihnimizi ve yüreğimizi sadece bu şeylere ayırırsak ve Allah’ın bizlerle ilgili amacı neymiş, niye bir son getirecekmiş, insan olarak benden beklediği nedir gibi konuları hiç umursamazsak, o şeylere yüreğimizde yer vermiyoruz demektir. Kısacası yüreğimizde neye önceliği ilk plânda yer verip, Allah’ın iradesi dışında ön planda neyi en önemli tutuyorsak, işte bu doğru değil. Tabii ki yiyeceğiz, içecek ve de evleneceğiz. Fakat bunları her şeyden üstün tutup, Allah’ın iradesinden ziyade en ön yeri o şeylere verirsek, işte o zaman yanlış olur. İsa da bunu bildiği için, son günlerle ilgili bu örneği kullandı. Zamanımız için çok uygun bir örnek. Maalesef insanlar sadece bu şeyleri düşünüyorlar. Zihinlerinde her şey varsa da Allah yok, O’nun amacını bilmek yok. Bu konular onlar için çok sıkıcı geliyor. Hatta insanların çoğu sahip olduğu üç kuruşluk rahattan dolayı, “benim Allah’a ihtiyacım yok ki” bile diyebiliyor. Zamanımızda böyle küstahlık yapmaya artık ayıptır gözüyle bile bakılmıyor. Onlar için Allah, sanki insanları her türlü mutluluktan alıkoyan, sınırlar çizen, cezalandırıcı can sıkıcı biri demek.

Bütün bunların yanında da dindar insanlar yok mu? Yani bütün insanlık hep Allah’tan uzak mı? Dinin her zaman eli de dili de çok uzunmuş! 2,3 milyara yakın Hıristiyan âlemi, 1,4 milyar Müslüman âlemi, 889 milyondan az ya da çok Hindular ve de daha yeryüzümüzde neler var neler.(*2009 raporuna göre Dünya nüfusu 6,790 milyar insan. CIA (Hrsg.) 2009 -Wikipedia-) Hepsi de Allah’a inandığını söyler. Çoğu bu uğurda göz kırpmadan da ölüme gider. İçlerine girdiğiniz zaman ise istisnalar hariç, hiç biri inandığı kitaptaki sözleri hayatlarında ne yaşarlar, nede öğrenme zahmeti gösterirler. Tam bunların tersine, öğrenmiş, okumuş olanları ise; fanatik, sevgiden yoksun, ikiyüzlü, kendilerini beğenmiş ya da sahte alçakgönüllü tavırlarla milyarlarca insanın kanına girmişlerdir. Hâlbuki Yaratıcımız açıkça:

 “Rab Allah’ını bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün fikrinle, ve bütün kuvvetinle seveceksin” diyor. ncil-Markos 12:30-31)

Açıkçası bu ayetlerle Allah yarım yamalak bir ilişkiden hoşlanmadığını, hele ikiyüzlülükle asla bizleri kabul etmeyeceğini belirtiyor. Her ne kadar kendilerinin sahtekâr tutumlarından dolayı bu dinler zamanımızda bu toplumlar üzerinde o kadar sempatiye sahip değilse de, şimdiki bu ahlaksız, sapık, acılarla dolu dünyamızın sorumlularıdırlar. Din ve dindarlar biz insanlığa gerçek Allah’ı tanıtmadılar. Masallarla, sapık hikâyelerle insanlığı hep kendilerine köle etmek için uğraştılar. Diktatörlere taç giydirip, onların selamını onlara göre verdiler. Politikacılarla işbirliği yapmakla kalmadılar, kendileri politika yapıp, Allah’ın ismini kullanarak koltuk edindiler. İnsanları ezdiler. Güttükleri, korumaları gereken koyunlarına ruhen hiç bir şey vermediler. Ancak ölüm, nefret, soykırımı, yokluk, bölücülük getirdiler. Çünkü İsa’nın da dediği gibi, hepsi koyun postuyla gelen fakat aslında kapıcı kurttular. Bunlar hakkında hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğundan şüphe edenler için İsa çok kesin bir örnek veriyor:

 “Böylece her iyi ağaç iyi meyve verir; fakat çürük ağaç kötü meyve verir. İyi ağaç kötü meyve veremez, çürük ağaç da iyi meyve veremez....Öyle ise siz onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Bana ya Rab ya Rab diyen her adam göklerin krallığına girecek değildir; ancak göklerde olan Babamın  (Allah’ın) iradesini yapan girer.” (Matta 7:17-21)

Bu dindarlar bütün bunların böyle olduğunu bilmiyor mu? Birinci ve ikinci dünya savaşları çoğunluğu Hıristiyan âlemi arasında geçmiştir. Papazlar ellerindeki Mukaddes Kitapla yarın cepheye gidecek askerleri bereketlemesi için Allah’a dua ederken; aynı akşam, düşman sayılan başka bir ülkenin papazı, aynı kitapla, başka bir kilisede, yine benzeri bir bereket duasıyla Allah’tan kendi askerlerinin karşı tarafı öldürüp yok etmeleri için yalvarmıştır! Ellerindeki kitapta ise:

“Düşmanlarınızı da sevin, size eza edenler için dua edin ki, siz göklerde olan Babanızın oğulları olasınız” diye okudukları halde! (Matta 5:43-45)

Bu dualara ne denir? Ben ikiyüzlülük diyorum, siz daha iyisini biliyorsanız onu söyleyin.

Düşünün ki eve geliyorsunuz, içerden bir çığlık bağırıyor: “Anne, baba bana yardım et de kardeşimi öldüreyim!” diye. Bakıyorsunuz ki dehşetli bir manzara, iki kardeşte boğuşuyor, biri altta öbürü üstte, birinin elinde bıçak ama tam sokmak üzere, gücü yetmiyor, zorlanıyor, bunun için de sizin yardımınızı istiyor! İkisi de aynı şekilde bağırıyor. “Baba bana yardım et, et de ben öldüreyim” diye. Hangisine yardım edersiniz?   “Böyle saçma şey mi olur, hiç birine” mi diyorsunuz? İşte böyle saçma şeyler yaptı bu dindarlar. Milyonları ölüme ittiler. Menfaatleri, çıkarları uğruna, korktukları için. Ellerindeki kitaptan değil, yüreklerindeki bozukluktan çıktı bu dualar. Onların bu yürekleri Allah’a göre bütün müydü? “Hayır” diyoruz. Allah ise onların bu yaptıklarından iğrendi. Peki, bu insanlar geçmişteki bu olaylardan ders aldılar mı? Dünyamıza bakın cevabı yine siz verin.

Amacımız kendimizi bir kenara çekip başkalarını suçlamak değil. Başkalarının suçlarından ders alıp, aynılarını yapmamak. Çünkü bahsettiğimiz olaylarda ilk önce kendimizi görürsek, kendimizi imtihan edersek, Davut peygamber gibi iyi olanı yapmak için eğer kendimizi bina edersek; hiç bölünmemiş bütün yürekle, kayıtsız şartsız Allah’ı ararsak; o zaman her an ne olacağı belirsiz yaşadığımız şu zamanımızda, gerçek Allah’ı bulacağımızdan emin olabilirsiniz. “Çünkü Allah kendisine gerçek ve hakikatle tapınanları arar” diye yazılı. (İncil’in Yuhanna kısmından 4:6-26 ayetleri)

Bu kısa yazıyla, Mukaddes Kitaplar diye bilinen Tevrat-Zebur-İncil ve Kuranı alıp, muhakkak okumaya başlamanız için sizleri teşvik etmek istedim.

Baş Sayfa