Allah bizi mi KULLANIYOR?

Anasayfa Din MAFYALARI Kronoloji Sitemap

ANASAYFA

Din MAFYALARI (Kitap)

ÖNSÖZ

KRONOLOJİ

  BÜTÜN   DÜNYADAKİ KAVMLARA

İkinci Bir İspat

ORGANİZASYON ve  ALLAH

Belki Dinlerler

MAHKEME TUTANAKLARI

Organizasyona bir Mektup

AH ŞU ONLAR     YOKMU!

ALLAH BİZİ Mİ KULLANIYOR?

MUSEVİ    HIRISTİYAN MÜSLÜMAN

İnanan ve İnanmayanlarla Sohbet

NEDEN İKİYÜZLÜLÜK !

BİZ NEREYE GİDELİM?

Çok Önemli Bir Gün

yeni4 Sadakat

Suçunu İtiraf Edecek! yeni4

SİTEMAP

Allah  Kimleri Kullanıyor?

Pek o kadar dikkat etmeden, farkında olmadan kullandığımız, kelimeler, ifadeler, sözler vardır. Hemen ağzımıza geldiği gibi, içimizden hissettiğimiz gibi söyleriz. Yazımı noktalar, virgüller, dil grameri üzerinde durarak yazmıyorum. Fakat kelimelerin insan zihninde uyandırdığı anlamları hakkında duracağım. Bu kelimeler insan zihninde çok etkili oluyorlar. Ağzımızdan çıkan sözlerin önemi olmasaydı, “dilin kemiği yok ama kemiği kırar“ gibi atasözleri meşhur olmazdı. Hatta İncil’de resul Yakup dilimizi kullanmanın önemi hakkında şöyle der:

Düşünün, gemiler de o kadar büyük olduğu, güçlü rüzgârlar tarafından sürüklendiği halde, dümencinin gönlü nereye isterse küçücük bir dümenle o yöne çevrilirler. Bunun gibi, dil de bedenin küçücük bir üyesidir ama büyük işlerle övünür. Düşünün, küçücük bir kıvılcım koca bir ormanı tutuşturabilir. Dil de bir ateş, bedenimizin üyeleri arasında bir kötülük dünyasıdır. Bütün varlığımızı kirletir. Cehennemden alevlenmiş olarak yaşamamızın gidişini alevlendirir. (Yeni Çeviri M.K. Yakup 3:4-6)

Bütün bunlarla dilimizi sadece etten bir organ değil de, onun vasıtasıyla ağzımızdan sözcüklerin çıkmasından dolayı da, bu yüzden kelimelerin önemi üzerinde durmamız çok yerindedir.

Resul Pavlus da 1.Korintoslulara mektubunda(14:10-11):

“Belki dünyada seslerin birçok cinsleri vardır, ve hiçbiri manasız değildir. O halde eğer sesin manasını bilmezsem, ben söyleyen için barbar ve söyleyen benim için barbar olur” der.

Aynen Pavlus’un bu açıklamasından sonra hepimiz kabul etmeliyiz ki, kullanılan kelimeler anlam taşıyor ve de taşımalı. Bizler de bunu bilmeliyiz. O kadar büyük anlam taşıyabilir ki, ağzımızdan çıkan sözle suçlu ya da doğru oluruz. Bu kelimeleri en kıvrak kullanma yeteneğine politikacılar ile avukatlar sahiptir diyebilir miyiz? Muhakkak böyle bir kural olmasa da, en azından bu iki sınıfın kelimeleri kullanmakta çok titiz olmaları gerekli olduğu kesin. Bu kural ise herkes için geçerli. Konuşma yeteneği olan insanlar vardır ve de etkileyicidirler. Bazen bu insanlar sırf konuşma kabiliyetleri yüzünden milyonlarca insanı peşlerine takabilirler. Bazıları ise yazı yazma konusunda kabiliyetlidirler. Yazılarında anlatmak istediklerini çok güzel ifade edebilir, okuyucunun zihinlerine ve yüreklerine kolaylıkla girebilirler. Onlar hakkında “iyi yazardır” denmez mi? Bütün bunlar hep bu kelimeleri kullanma sanatından kaynaklanıyor.

İlk insan Âdem ve Havva’nın başlarına gelen problemde de,  Şeytanın çok dikkatle, özenle fakat sinsice kullandığı kelimelerle, onların zihin ve yüreklerinde etkili olmasından dolayıydı. Bu etki ise bütün insanlığı peşinden sürükleyecekti. Kısacası; sözlerin, kelimelerin bizim hayatımızı yok edebilir bir kuvvete sahip olduğunu kabul etmeliyiz.

Konunun başlığıyla ilgili olarak kullanmak, kullanılmak sözleri de insanlarla olan ilişkide hangi konuda olursa olsun pek de iyi görülmez. İster bir işyerinin sahibi tarafından, maaşla ve hatta çok da iyi maaş vererek çalıştırdığı kişiler hakkında dahi: “Ben bunları kullanıyorum” demesi saygısızca belirtilmiş bir ifade olur. Bunlar bana çalışıyorlar, benim işimde görevliler, ya da benim işçilerim, memurlarım gibi bir sürü ifade tarzı varken  “ben bunları kullanıyorum“ demesi hoş değildir. Burada kullanma kelimesi negatif anlama geliyor. Zaten kullanımın zekâ sahibi yaratıkların üzerinde hiç bir zaman iyi anlamı ve de etkisi olamaz.

Kendilerinin bizzat Allah tarafından kullanıldıklarını iddia eden bütün din, mezhep ve organizasyonların yanında;  birçok insanın da bizzat kendi hakkında, içinden inandığı bir şeydir bu. Yani çok insan Allah tarafından bizzat kullanıldığına inanır. Aslında kimse başkası tarafından kullanılmayı hoş karşılamazken, bu „kullanma“ kelimesi Allah tarafından olduğu zaman neden iyi gözle görülür?! Hâlbuki bütün Mukaddes Yazıları okuduğumuz zaman,  Allah’ın kimseyi kullandığı geçmiyor. Bu ifade hiç kullanılmıyor. Peygamberlerini görevlendirdiği, emrettiği, aracı ettiği, elçi olarak mesaj yolladığı evet de, „kullandı“ kelimesi altında biz ne Kuran da ne de Mukaddes Kitapta yine bir kelime bulamadık.

Neden, hiç bir insan tarafından yapıldığı zaman bu durum hoş karşılanmazken, bizler: ”Ama Allah yapıyor“ diyoruz?! Allah’ın insanları kullanması, aslında Mukaddes Kitaplardaki tanıtılan Allah’ın özelliklerine karşı bir öğretidir. Allah, insanları ve göklerdeki meleklerini özgür irade vererek yarattı. Her konuda, ne olursa olsun, iradesine uygun olan her şeyde Allah insanlara yardım elini uzatır ve de uzatmıştır. Fakat onların özgür iradesini kullanmaz. Bu O’nun kendi prensiplerine karşı gelmesi demektir.

Böyle bir ifade tarzı aslında: “Biz Allah’ın köleleriyiz, O bize istediğini yapar, kullanır da” demek içindir. Ve: “Bununla biz O’nun önünde kendimizi alçaltmış oluyoruz” diyerek yapılır ve de insanların zihinlerine bu böyle sokulur. Biz bununla alçak gönüllülük mü yaptığımızı sanıyoruz? Hayır, tam tersine bununla Allah’ı alçaltmış oluyoruz. Zaten kullanmak ve kullanılmak iki tarafı da aşağılar. Eğer Allah kullanıyorsa, sanki O’nun kullandığı kişiye ihtiyacı varmış gibi bir anlam çıkar ki, bununla da Allah küçültülür. Kullanılan insanın ki onu da Allah yaratmıştır, bununla kişinin özgür iradesi, yetenekleri, sağduyusu falan hiçe indirgenmeyle aşağılanmış olur. Yaptığı kötülükleri, pislikleri ise Allah’a mal edilir. Allah böyle bir şeyi yarattığı insana ne yapmıştır, ne de yapılmasını ister.

Hepimizin bildiği Âdem ve Havva’ya, ilk insanlığa baktığımız zaman bunun böyle olduğunu görüyoruz. Sadece Aden bahçesinde cennette, Âdem, Havva ve Şeytan arasındaki cereyan eden olaylar en başlangıç ispatlardır. Allah ise sadece bu üç şahsın arasındaki hükmünde adil cezalar veriyor. Yasak meyveden yediği zaman Âdem kendisini nasıl savunuyor? Mukaddes Kitabı açalım ve bunların nasıl olduğunu takip edelim. Allah’ın: „Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?“ demesi üzerine: Mukaddes Kitabın Yaratılış 3:12b de Âdem:

 “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtlıyor.

Aslında bu cevabın altında Âdemin şu savunması yatıyor: Benim suçum yok, senin verdiğin kadın bunu bana yaptırdı. Bununla da Allah Âdeme sanki çok kötü bir şey vermiş gibi bir ifade anlamı çıkıyor. Yani aslında Allah da suçlu!

Kadın, yani Havva ne diyor? Yine Yaratılış 3:13 de:

RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu. Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.

Hayret, bu iki kişi içinde hiç suçlu yok! Herkes suçlu ama bu iki kişi değil. Savunmaları bunu gösteriyor. Aradan altı bin seneden fazla bir zaman geçmesine rağmen insanlık değişti mi? Maalesef değiştiyse de daha da kötü yolda değişti. Bu savunmalar onları kurtardı mı? Hayır. Ayrıca Allah eğer onları kullanıyor olsaydı, kendisine karşı itaatsizlik etmeleri de söz konusu olur muydu?

Tüm Mukaddes Kitabın tarihine değinmeden günümüze gelelim. Zamanımızda da insanlık, dinler, organizasyonlar, mezhepler: „Allah bizi kullanıyor“,  „Biz Allah’ın yeryüzündeki tek kanalıyız”, “Bizimle birlikte olmazsanız kurtulamazsınız”, “Bu kurtuluş ümidine sadece bizim içimizde olanlar sahip olabilirler” diye iddia ediyorlar. Birçok din âlimi olarak geçinenler dahi, iyinin de kötünün de Allah tarafından kullanıldığı inancındadırlar. Zaten bu kullanılma kelimesinden çıkan anlamda öyle. Sanki Allah eline ipleri almış, biz insanlık olan kuklaları da oynatıyor.

Eğer dindar denilen biri suç işlerse, bunu Şeytan yaptırdı” olur. Eğer iyi övünülecek işler yaptıysa bu sefer de ”Ben yaptım, Allah beni kullandı“ olur. Dikkat ederseniz kişi üzerine hiç suç almıyor, fakat izzeti alıyor. Bu durum Âdem ile Havva’nın hikâyesine benzemiyor mu?

Örnek verelim. Bunlar yine Yehova’nın Şahitleri olsun. Onlar, haklarında verdiğim örneklere de kızmasınlar. Aslında bu durum hem onların iddia ettikleri şeylerden ötürü, hem de onları iyi tanıdığımdan dolayı. Onlar: Allah bizi kullanıyor ve biz Allah’ın yeryüzünde kullandığı tek kanalız” diye yaklaşık yüz senedir bütün dünyada kapı kapı ilan ediyorlar.

Şahitler bir vakitler 1914 yılında son gelecek diye beklediler. Son gelmedi. Daha sonra bu tarih 1918’e atıldı. Yine gelmedi. 1925,1935,1975 bu tarihlerde de beklediler. Bu tarihlerin ve yaptıkları hataların aslında bizim için hiç de önemi yok. Fakat onlar bu tarihlere inanmayanları aralarından atmakla, kendilerinin çok önemli tutukları başka bir şeyin varlığını belirtiyorlar; yani insanlar üzerinde otorite sahibi olduklarını. Baş eğmeyeni ise atıyorlar. Hem de bir daha hiç kurtulamazsın diye! Mahkeme tutanaklarından okuduk. Bu tarihlerden dolayı güvenlerini yitiren şahitlerden birçoğu organizasyonlarını terk ettiler. Peki, bu organizasyon ne yaptı? Hata yaptık, özür dileriz, yanılmışız mı dediler? Hayır. Onlar tam tersine kendilerini şöyle savundular:

Bazıları kendilerini tarihler konusunda büyük beklentiler içine soktular. Umdukları da çıkmadığından dolayı Allah’ın tek yeryüzündeki organizasyonunu terk ettiler. Allah bu vasıtayla onların denenmesine müsaade etti. Bu denemeden düşenleri ise elekten geçirerek kavmini temizlemiş oldu.

Yine dikkat ettiyseniz, onların bu açıklamalarında bizzat kendilerinin hiç hataları yok. İlan ettikleri yanlış tarihleri ise, denenmeleri için “Allah istedi” gibi göstermeye çalışılıyor. Sadık kalamadıkları için gidenleri ise, elekten geçemeyenler olarak niteleniyor. Kendileri ise tertemiz!

Dini örgütlerin neden, “Allah bizi kullanıyor“ dediklerini şimdi biraz da olsa anlıyor musunuz? Bununla onlar aslında insanları kullanıyorlar. Savunmaları da hep atamız Âdem ve Havva’nın ki gibi. Bu sefer:  „Allah kavmini denedi“ diyerek. Gelin bu denenme işi acaba böyle midir diye biz Mukaddes Kitabı okuyalım.

Ayartılan (denenen) kişi, “Tanrı beni ayartıyor (deniyor)” demesin. Çünkü Tanrı kötülükle ayartılmadığı (denenmediği) gibi kendisi de kimseyi ayartmaz (denemez). İncil de Yakup 1:13

Onlar ise açıklamalarında, “Yalanla Allah kavmini denedi” demek istemediler mi? Âdemin: “Senin yanıma verdiğin kadın bana ye dedi bende yedim” demesi gibi. Bütün sorumluluk Allah’ın !

Bu durum okula giden çocukların kötü not aldıklarında “öğretmen verdi”,  iyi not aldıklarında ise “ben aldım” demelerinin aynı. Ya Allah bizi kullanıyor diyip izzet alırlar, ya da “Şeytan yaptırdı” diyip suçu hiç bir şekilde kabul etmek istemezler. Bizce Şahitler bu konuda öbür dinlerden daha da az terbiyesiz değiller! Çünkü Allah’ın ismine aynı şekilde leke getirmiş oluyorlar.

Bu anlattıklarımızın dışında bir de kendini gönüllü kullandıranlar var! Onlar: “Bizim yerimize sizler düşünün, kararlar verin, bizler için de yine sizler iman edin. Bizler sizlerin vasıtasıyla kurtulacağımıza inanıyoruz” derler! Bu da gönüllü, Allah adına insanlara yapılan kölelik. Amaç sorumluluktan kaçmak, başka bir şey değil. Onların da: “Biz olmazsak zaten hiç kurtulamazsınız” demeleri boşuna değil. Bu dinler, Yehova Şahitlerinin kurucusu Carls Taze Russel’in dediği gibi, “bunlar sanki cennete gitmek için bilet satan şirketler topluluğu”. İnsanlar ise aldıkları biletle çok memnun gibi görünüyorlar. Bizce onlar daha doğrusu başka bir çare görmek istemiyorlar. Bu hep tembelce hazıra konma duygusu. Benim yerime sen her şeyi yap, bileti de al, ben de cennete gireyim düşüncesi! Oysa bu kurtuluş vaat eden sahtekârların vaatlerinin sahteliğini açığa çıkarmak için Allah ne diyor? Peygamber Hezekiel’in vasıtasıyla:

RAB bana şöyle seslendi: “İnsanoğlu, eğer bir ülke bana sadakatsizlik eder, günah işlerse, ben de o, ülkeye karşı elimi uzatır, onu her türlü yiyecekten yoksun bırakır, üzerine kıtlık gönderir, insanları ve hayvanları yok edersem; şu üç adam Nuh, Daniel, Eyüp orada olsalar bile, doğruluklarıyla ancak kendi canlarını kurtarabilirler.” Egemen RAB böyle diyor.

“....Yahut o memlekete veba gönderirsem, ve insanı ve hayvanı ondan kesip atmak için, üzerine kızgınlığımı kanla dökersem; Nuh, Daniel, ve Eyub onun içinde olsalar da, Rab Yehova’nın sözü, varlığım hakkı için, ne oğul ne de kız kurtarırlar; salahları ile ancak kendi canlarını kurtarırlar.” Hezekiel 14:12-14 ve 19-20

Hayret, bütün bu değerli peygamberler kendi canlarından başka hiç bir can bile kurtaramıyorlar. Gel gelelim zamanımızın bu modern ve de eski dinleri, “hiç korkma, bana takıl, cennete ancak benim vasıtamla girebilirsin” diyebiliyorlar. İsa Mesih ise:

“Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Kör köre kılavuzluk ederse her ikisi de çukura düşer” (Matta 15:14) demesi tam bunlar için yerinde söylenmiş sözler değil midir?

Peki, bu “bizi kullanın” diyenler kendilerini nasıl savunacaklar?

Âdem ve Havva suçu kimin üstüne atmaya çalıştıysa da, bu onları kurtaramadı. İşin ilginç yanı, eğer ortada bir suç varsa nedense hep: “Ben değil o bana yaptırdı” olur, fakat bir iyilik olduğunda ise, “ben yaptım” diyerek övünülür! Eğer bir suç olduğunda, kendisinin cezada payı olmasını istemiyor ise, o zaman iyi bir şey olduğunda da payı olmaması gerekmez mi? Hem bu mantıklı ve de adil değil midir? Teşvik eden, suça iten belki de muhakkak vardır, fakat o kişi yine de, “hiç suçsuzum” diyemez.

Başka bir soru da: «Allah, bütün dünyaya örnek olması ve amacını gerçekleştirmek için İsrail’i, kavmini kullanmadı mı?» Vaat edilen diyardaki ahlak çöküntüsünde, putperest olan o milletleri yok etmeleri için yine İsrail’i kullanmadı mı? Bu konuyla ilgili bakalım Allah ne diyor? Ve özellikle Allah’ın titizlikle kullandığı kelimelere dikkat edelim. Mukaddes Kitabın Tesniye ya da yasanın Tekrarı kitabında şöyle yazıyor:

Rabbin sizi sevmesi ve sizi seçmesi bütün kavmlardan büyük olduğunuz için değildi; çünkü bütün kavmlardan az idiniz; fakat Rab sizi sevdiği, ve atalarınıza ettiği andı tutmak istediği için Rab sizi kudretli elle çıkardı, ve kölelik evinden, Mısır kıralı Firavunun elinden sizi kurtardı. Tesniye.7:7-8

Allah burada İsrail hakkında, “kullandı” demiyor, “seçti” diyor. Bu bir fark mıdır? Tabii ki! Bir görev için ister insan, toplum, millet, parti olsun, seçildiği zaman bu ona verilmiş bir onur bir şereftir. Aynı zamanda da sorumluluktur. Eğer o sorumluluk yerine getirilmiyor, buna layık davranılmıyor ise, bu o seçilmiş olanın suçudur. Seçilmiş olan kendisini seçen kişiye layık davranmamıştır. Onun güvenini ve iyi niyetini kötüye kullanmış demektir. Fakat eğer işin içine kullanılma kelimesi girdiği zaman farklı bir durum ve düşünce ortaya çıkıyor. Kullanılan o görevi, sorumluluğu yerine getirirken, yapmış olacağı bütün yanlışlıklar adına hesap vermekten kendini kurtarır. Emir kulu olduğunu vurgulamak ister. Mesela, “Beni Allah kullandı” der. Var mı Allah’a hesap sorabilecek! Taktiğin ne kadar kurnazca olduğunu fark ettiniz mi? Dediğim gibi, bu tip insanlar kendilerine verilecek izzeti almaya ise daima hazırdırlar! Ama yaptıkları bütün pisliklerde suçsuzdurlar! Kendilerinin suçu yoktur, çünkü kullanılmışlardır. İnsanlar istedimi kelimeleri ne kadar da sinsice kullanabiliyorlar. Şeytanın zihnimize hâkim olmakta usta olduğunu söylememize gerek var mı? Bu da genelde ustaca seçilmiş kelimeler vasıtasıyla oluyor.

Yaptığınız bir işi düşünün. O işte çok ama çok değerli olsun. Eğer kime ve ne için yapmış olursanız olun. O başarınızdaki iş hakkında sizi görevlendiren kişinin çok da iyi niyetle: “Onu ben kullandım” demesine ne gözle bakarsınız? Hiç kimsenin iyi bir gözle bakacağını söyleyemeyiz. Neden? Çünkü sizin yaptığınız belki maaş, para karşılığında da olsa, hatta bunu o kişinin imkânlarını araç olarak kullanarak gerçekleştirmiş bile olsanız, sizin hakkınızda, “onu ben kullandım” demesi sizi sıfıra indirger. Bütün yetenekleriniz, inisiyatifiniz, bilginiz, eğitiminiz, sevginiz, düşünceleriniz, kaygılarınız, gayretleriniz, iyi niyetiniz, iradeniz hepsi ama hepsi, o iş için kullandığınız bütün bunlar sıfır demektir.

İnsan bir alet kullanır. Çekiç, kazma, kalem, kürek, bilgisayar, araba, uçak, gemi vs. Bunların hiçbirinin yukarda saydığımız insana özgü nitelikleri, özellikleri yoktur. İnsan bu aletleri kullanır, bununla övülen ve övülmeğe layık olan insandır. Hangi değerli aletle işimizi görmüşsek bile, yine de o aleti yapan insandır ve bunun vasıtasıyla o övülür. Yani övülen o insanın bilgisi, yeteneği, kabiliyeti, sahip olduğu iradesi, düşüncesi ve gayretidir. Lamba karanlıkta aydınlattığı için, hele de tam zamanında yanarsa, ışığı överiz. Fakat amaç o ışığın arkasındaki, bunu icat eden insanı övmektir. Yoksa lamba, araba, çekiç cansız şeylerdir. Bunların iradesi, düşünme ve zekâ yetenekleri, sevgileri, nefretleri, gayretleri, duyguları yoktur. Kısacası, insanın yaptığı şeyde, yapılan ne olursa olsun bu o kişinin akılsızlığı ya da aklının bir ürünüdür. Ya da hatasının, kötü niyetinin veya dikkatinin, iyi niyetinin bir ürünüdür. Anlatmak istediğim, kişinin yaptıkları ne olursa olsun, bir sürü etkiler, etkenler araya girse bile, bu o kişinin kendisine aittir.

Yetenekli biri yeteneğini girdiği bir işte gösterebilir. Hatta o işyeri onun yeteneklerini açığa çıkarmakta bir fırsat bile olmuştur. Fakat o iş imkânını veren kişi yine de “ben onu kullandım” demesiyle, o kişinin yeteneklerinden, kabiliyetinden dolayı bütün izzeti kendi üzerine almaya kalkması mide bulandırır. Olabilir, o imkânlar olmasaydı belki o kişi sahip olduğu yeteneklerinin bile farkında olmayacaktı. Ne olursa olsun, o yetenek yine de o kişiye aittir. Her iki taraf için de, araç gereçler dışında insanların birbirlerini kullanmaya kalkması çok büyük bir terbiyesizlik ve utançtır. İnsanlar için kullanılan şeyler ancak araç ve gereçler olabilir ama hiçbir zaman insan olmamalıdır.

Ben bu işi sözde hep iyi niyetle yapılan konular hakkında düşünerek yazıyorum. Yoksa “kötüye kullandı” sözünün anlamını zaten hepimiz biliyor ve anlıyoruz. Onun için bu kullanılmak, kişinin zekâsını, şahsiyetini, yeteneğini, özgür iradesini, duygularını sıfıra indirmek demek ise, neden insanlar ve en çok da dini kuruluşlar, organizasyonlar “Allah bizi kullanıyor” derler? Hem de övünerek! Bizler, sıradan insanlar bile, Allah tarafından kullanılmayı bir övünme olarak görmüyor muyuz? Bu sevdada hiç olmadık mı? Hatta birçok din âlimi geçinenler, iyinin de, kötünün de, doğrunun da, sahtekârın da Allah’ın tarafından kullanıldığını vurgulamak isterler. Onlara göre bunları hep Allah yapıyordur ve yaptırıyordur. Çünkü kelimenin anlamı öyle ki, kişinin, dediğimiz gibi özgür iradesini ve insanın sahip olduğu bütün şeyleri sanki yokmuş gibi, ya da o bunları kendi kullanamıyormuş gibi göstermektir. İnsan, çekiç, tahta, çivi gibi bir duruma düşüyor. Zaten ancak bunlar kullanılır ve kullanma sınırımız bunlarda kalmalıdır.

Peki, insan hiç kullanılmaz mı? O da ne demek. Tabii ki kullanılır ve de insanlık bunu maalesef büyük bir zevkle ve de her gün yapmaya uğraşmaktadır. İster tatlılıkla olsun, ister acılıkla, ister güzellikle olsun, ister çirkinlikle, ister parayla olsun, ister bedava, ister severek olsun, ister nefretle, ya da ne ile olursa olsun, insanlar birbirlerini kullanmak için çok büyük gayretler sarf etmişlerdir ve de sarf ederler. Bu aslında sevgi noksanlığının bir işaretidir, egoistliktir, kendini beğenmişliktir. Bunun yanında kendisini k u l l a n d ı r m a k t a n  zevk alan insanlar da vardır. Aslında her ikisi de Allah’ın hoş karşılamadığı bir durum. Onun için konumu en çok Allah adıyla olması yönünden ele alıyorum.

“Allah beni, ben de seni kullanıyorum”. Bu söz cambazlığıyla dinciler çok kişileri yok etmişlerdir, Allah’tan çalıp, uzaklaştırmışlardır. Bu sömürme ve insanların sırtına binme işinde dindarlar kendilerini: “Sadık ve basiretli köle sınıfı, hizmetkâr kardeşleriniz” gibi alçak gönüllü bir kartvizit adı altında tanıtarak yaparlar. Hâlbuki dinle minle işi olmayan bir general, komutan, bakan, ya da her sorumluluk sahibi kim ise, yaptığı işte bunu kendi rütbesine sığınarak yaparken, dindarlar ise sadece Allah’ı bir rütbe gibi kullanırlar. Kendi ağızlarından çıktığı halde son söz olarak, “Bu Allah’ın sözüdür” derler. Matta 7:15’de İsa Mesih:

“Yalancı peygamberlerden sakının; onlar size koyun kılığında gelirler fakat iç yüzden kapıcı kurtlardır” diye boşuna söylemedi.

Hâlbuki Allah’ın insanlardan beklediği şey daima; bizlere verdiği özgür irademizi kullanarak kendisini bütün yüreğimizle, bütün canımızla, bütün fikrimiz ve kuvvetimizle; insanları da kendimiz gibi sevmektir. Markos 12:29. Bunu bizzat biz yapmalıyız. Yoksa kimse bunu bir başkasının adına yapamaz. O: “Biz de aynısını yapmaları için kardeşlerimizi teşvik ediyoruz” diyenler, kendilerine köle olmaları için teşviklerde bulunuyorlar, Allah’a değil. Hem özgür iradenin ne anlamı kaldı? Başkası bizim için düşünüp, başkası bizim için konuşup, başkası bizim için iman edebilir mi? Bunlarla mı Allah’ın önüne çıkacağız? Ne yüzle?

Dediğimiz gibi, Allah’ın kimseyi kullandığı hakkında bir ayet bile bulamadık. Fakat Allah’ın bize verdiği bütün değerleri kullanmamızı ise Allah emrediyor. İradenizi, yüreğinizi, aklınızı, gücünüzü, yeteneklerinizi, sözlerinizi vs. bunları kullanarak benim irademi yapın diyor? Bu dünyada sayılan ne kadar aşağı ya da üstün sınıftan, bilgiden, yeteneklerden ve ırktan da olsanız Tesniye, yeni çeviri Mukaddes Kitabın Yasanın Tekrarı diye geçen yerde, bölüm 30 ayet 11-14 de Allah bizzat şöyle diyor:

Çünkü bugün sana emretmekte olduğum bu emir senin için güç değildir, ve senden uzak değildir. O göklerde değildir ki, diyesin: Kim bizim için göklere çıkacak ve bizim için onu alıp getirecek ve bize işittirecek ki, onu yapalım? Ve o denizden öte değildir ki, diyesin: Kim bizim için denizin ötesine geçecek, ve bizim için onu alıp getirecek, ve bize işittirecek ki, onu yapalım? Fakat yapasın diye o söz sana çok yakındır, ağzında ve yüreğindedir.

Farkındaysanız, Allah bizlerin sahip olduğu şeyleri kullanmamızı istiyor. Hiç dert edinmeyin Ben sizi kullanacağım, demiyor. Ya da birbirinizi kullanın da demiyor. Hayır ve yine hayır.

Daima:  “Allah beni, ya da bizi kullanıyor” diye boşu boşuna terbiyesizce yakıştırmalar ile Allah’ın öfkesinden başka bir şey kazanmayacağımızı bu sayfalar vasıtasıyla vurgulamak istedim.

Son olarak, bu organizasyonların, dinlerin, mezheplerin ve bunlar gibilerinin peşinde gidip de kurtulacaklarını sananlara, Kuran çok güzel bir peygamberlikte bulunuyor:

İş olup bittikten sonra Şeytan derki: “Allah size gerçekleri vaat etti. Ben de size vaat ettim, sözümü tutmadım. Aslında sizin üzerinizde hiç bir hükmüm yoktu; ben sadece sizi çağırdım, siz de çağrıma uydunuz. Beni azarlamayın. Kendinizi azarlayın. Ne ben size yardım edebilirim, ne de siz bana yardım edebilirsiniz. Sizin eskiden beni ortak koşmanızı da tanımıyorum. Gerçektir ki sapkınlara acı bir azap vardır.”   İbrahim (14) Suresi 22’inci ayeti. (Osman Nebioğlu tercümesi)

Şeytan burada yalan mı söylüyor? Bu sözlere göre kimler de suçlu?

Baş Sayfa